(Daha önce 2.kısmını yayınladığımız Konumuza kaldığımız yerden devam ediyouz.)
Tekrar Suriye konusuna dönecek olursak ABD’nin frene basmasının birinci sebebi Amerika yaklaşan Başkanlık seçimleridir. ABD seçim atmosferinde bir savaş atmosferine alışık değildir. Mevcut Başkan savaş ekonomisi ve ölecek Amerikan tabutları arasında seçimi kazanamayacağını bilmektedir. İkincisi Rusya’nın Çin ile birlikte ortaya koyduğu karşıt tavırdır. Artık Rusya karnı tok sırtı pek konumdadır ve yeni düzende varlığını kabul ettirme iddiası ile hareket etmektedir. Tabii İran ile stratejik ittifak ruhunu da koruyan Rusya Suriye üzerinden Ortadoğu’da etki alanını tamamen kaybetmek istememektedir. Üçüncü sebep, Suriye’de Esad rejimi sonrası kim egemen olacaktır sorusuna net bir cevap bulunamamıştır. Müslüman Kardeşlerin bölgedeki etkinliği Batı’yı rahatlatmamaktadır. Mısır’da iktidar olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı Suriye’de de iktidar olursa ve Batı karşıtı bir politika izlerse bu durum Batılı devletler için son derece rahatsızlık vericidir. Müslüman kardeşler radikal Batı karşıtı olmasa bile radikal İsrail karşıtıdır ki bu hal başta ABD olmak üzere Batılı devletleri tedirgin etmektedir.
Türkiye açısından bakıldığında Suriye konusu çıkmazlarla doludur. Suriye rejimi ile sıfır sorun politikası başta olumlu sonuçlar vermiş, ticari kapasitemiz artmış, siyasi açıdan iki hükümet ortak bakanlar toplantısı yapmakta, sosyal alanda vizelerin kaldırılmasından dolayı karşılıklı ziyaretler yoğunlaşarak gelişmişti. Ancak Arap Baharı ile sınırlarımıza dayanan halk hareketinde Türkiye’nin alenen taraf olmasının sonucunda Suriye ile savaş sınırına gelinmiştir. Suriye rejiminin insanlık suçu karakteri kazanan zulmünü tasvip etmek mümkün değildir. Fakat bu zulme Batı ve batı ile birlikte hareket eden Türkiye’nin sert tavırlarının tahrik edici katkısı olduğunu ifade etmek gerekir. Eğer Suriye’de dengesiz bir yapılanma olur veya istikrarsızlık yıllar boyu devam edecek bir mahiyet kazanırsa Türkiye açısından büyük felaket olur. Suriye’nin kuzeyinde terör örgütünün etkinlik kazanması kaçınılmaz olacaktır. Terör Türkiye’yi teslim almak isteyenlere önemli kazanç sağlayabilir. Ekonomik açıdan Türkiye Suriye ticaretinden büyük kayba uğrayacağı gibi sığınan 100 bini aşan Suriyeli için ciddi bir külfeti daimi olarak üstlenmiş olacaktır. Ayrıca Türkiye’nin uçağının düşürülmesi veya arada bir Türkiye’ye Suriye’nin bombalarının düşmesi Türkiye’nin itibarını sarsıcı olayların artması kuvvetle muhtemeldir. Bu ihtimali zayıflatmak için TBMM’de kabul edilen tezkerenin olumlu olduğu aşikardır.
Türkiye’nin diğer önemli iki komşusu Irak ve İran’ın geleceğinin nasıl şekilleneceği de hayati önemi haizdir. Parçalanmış Irak, parçalanmış İran ve parçalanmış Suriye haritaları ortalıkta dolaşmaktadır. Türkiye’nin güneyinin tamamen parçalanmasını arzu eden Küresel Güçlerin bunu Türkiye’ye yansıtmak istemeleri yukarıda bahsettiğimiz Sevr ruhu ile gayet mümkündür.
Türkiye’nin yapması gereken nedir sorusuna verilecek ilk cevap öncelikle NATO ruhuyla düşünmekten arınmak gerekir denilebilir. Küresel Güçlerin talepleri ve yapabileceklerini göz ardı etmeden kendi menfaatlerimizin neler olduğu Ankara perspektifli gözden geçirilmelidir. Yeni Amerikan Yüzyılı Projesinin alt basamağı olan Büyük Orta Doğu Projesindeki rolümüzü terk etmeli, Büyük Türk Birliği Projesini geçirmenin derdine düşmeliyiz. Eğer komşularımızın parçalanması kaçınılmaz olursa Irak ve Suriye’de sayıları 5 milyonu aşan Türkmenlerin hamiliğini üstlenmeli, İran’ın parçalanması kaçınılmaz olursa 30 milyonu aşan soydaşlarımızla ilişkimizi geliştirecek bir anlayışı icraya dökmeliyiz. Bu politika sadece bizim menfaatimize değil aynı zamanda Suriye, Irak ve İran’ında menfaatine olacaktır. Çünkü Egemen Güçler Türkiye’nin liderliğinde Büyük Türk Birliğini düşüncecisinin hayata geçmesindense bu ülkelerin bütünlüğünü korumalarına destek verecektir.