3 Mayıs Türkçüler Günü, bundan 69 yıl önce Türk Milleti’nin yiğit sesi ve kalemi H. Nihal Atsız’ın, Milli Eğitim Bakanlığındaki komünist yapılanmayı ve Türk kültürüne yabancılaşmayı eleştiren Orkun Dergisindeki yazıları üzerine Sabahattin Ali tarafından açılan davaya tepki gösteren binlerce yiğit Türkçü gencin tutuklanması ve işkence görmesi üzerine Türkçü düşüncenin aksiyoner hale gelişinin başlangıcıdır. Zamanın yöneticileri başta Cumhur Reisi İsmet İnönü olmak üzere 1942 de Türklük bizim için bir kültür meselesi olduğu kadar bir kan meselesidir dediklerini unutarak, 1944 de Sovyetlerin artan gücünden korkmuş, Türk Milliyetçilerini fesat teşekkülleri kurmakla suçlamışlardı. 3 Mayıs 1944 de, Ankara sokakları, daha önce şahit olmadığı Milliyetçi refleksin gösterilmesine sahne olmuş, Türkçü Gençler fikir büyüklerini yalnız bırakmamıştır. Yüzlerce Türkçü genç Hükümetin talimatıyla tutuklanarak çeşitli işkencelere maruz bırakılmıştır. Tutuklananlar arasında önemli Türkçü aydın ve askerler de vardır. Necdet Sancar, Remzi Oğuz Arık, Reha Oğuz Türkkan, Fethi Tevetoğlu ve Başbuğ Alparslan Türkeş gibi nice yiğit vatan evladı 1949’a kadar sürecek işkence, tahkikat ve esarete tabii tutulacaktır. Fakat 3 Mayıs hareketi Türk Gençliğinin yüreğinde taşıdığı Türklük ateşini söndürmemiş aksine daha da parlatmış, Bozkurtlar Ankara’da Türk’üz, Türkçüyüz, diye haykırmıştır 65 duruşmadan sonra Türkçü aydınlar ve gençler berat etmişler, çektikleri eziyetler Türk Milliyetçilerin sadece hafızalarında bir iz bırakmamış, Türk Milletine nice hizmet erlerini yetiştirecek bir harekete dönüştürmüştür.
Yakın tarihimiz Türk milliyetçilerinin davasında haklılığını ispat etmiştir. Sovyet İmparatorluğunun zulmü altında inleyen soydaşlarımız bu gün hürriyetlerine kavuşmuş, Türk Milliyetçiliği uğruna toprağa düşen şehitlerimizin ruhu şad olmuştur. Ancak bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar 3 Mayıs ruhunun canlı tutulmasının gerekliliğini bize göstermektedir.
Ülkemizde yakın zamanda yaşananlar bizleri endişeye sevk etmektedir. Türk Dünyası ve İslam Dünyası için çok büyük bir potansiyele sahip olan ülkemizin coğrafyası egemen güçlere fazla gelmektedir. Soğuk Savaş döneminde Türkiye’nin büyüklüğüne ihtiyaç duyan egemenler, bugün Sovyet tehlikesi ortadan kalktığı için Sevr projesini andıran girişimlere imza atmaktadır. Osmanlının son döneminde Gayr-i Müslim azınlıklar üzerinden devletimizi yıkanlar, bu gün aynı yöntemle fakat bu sefer Müslüman Azınlık oluşturarak ülkemizi zayıflatmak ve parçalamak istemektedir.
Üzülerek şahit oluyoruz ki ülkemizi yönetme sorumluluğunu üzerinde taşıyanlar, bilerek veya bilmeyerek bu düşünceye hizmet eden adımlar atmaktadır. Türkiye’nin bir mozaik olduğu, 36 etnik gurup yaşadığı, Milliyetçilik ve Türkçülük düşüncelerinin sonradan icat edildiğini, kozmopolit olmanın Türkiye’yi güçlendireceği gibi saçma-sapan ve Türkiye’nin geleceğini dinamitleyecek tehlikeli sözler sarf edilmektedir. Terör örgütünün elebaşı muhatap ve Baş Akil kabul edilerek PKK’nın talepleri Akil Adamlar aracılığı ile Türk Milletine pazarlanmaktadır. Bu feci gelişmenin hem şehitlerimizin aziz hatıralarına hakaret olduğu, hem de Yeni Orta Doğu haritasında yer alan parçalanmış Türkiye’yi hedeflediğini söyleyerek eleştirenler ise bir avuç çapulcu olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye ve Türk Milleti olarak Türk Dünyasının bağımsızlığını pekiştirmeye ve dilde-fikirde-işte birlik hedefini gerçekleştirmeye yoğunlaşmamız, bu hedef doğrultusunda politika geliştirmemiz gerekirken Türkiye’nin Türklüğünü tartışmaya zorlanıyoruz. Yeni Anayasanın nasıl bir anayasa olacağının işaretlerini terör örgütünün temsilcilerinin mesajlarından anlıyoruz. Bu anayasada Türk Milleti tabirinin vatandaşlık tanımından çıkarılacağı açıklamaları ile sarsılıyoruz.
Bugün Musul-Kerkük’ü, Karabağı, Doğu Türkistan’ı, Balkan Türklüğünü, Kırım Türklüğünü, Halep Türkmenlerini unutturmaya çalışıyorlar. Bugün ve her zaman Balkan Türklüğünün sıkıntılarına, Kıbrıs Türklüğüne, Musul-Kerkük-Halep Türkmenlerine, Karabağ ve Tebriz Türklerine sahip çıkmalıyız. Dış politikamızın temel ekseni Türkçü olmalıdır. Eğer Türklük kuvvet kazanırsa tarihte olduğu gibi bütün İslam ülkeleri ve mazlum milletler de kuvvet kazanacaktır. Bunun için Washington - Brüksel kriterleri değil yüreği Türk Dünyası için atması gereken Ankara kriterlerine tabii olmalıyız.
Türk milliyetçileri var oldukça son nefeslerine kadar Atatürk’ün ifade ettiği tarihte Türk olan vatanımızı ebediyete dek Türk kalmasının teminatı olacaktır. Milletlerin mücadelesi olarak akıp gelen tarihin bu asrını yine Türk asrı olarak inşa edilecektir. 100 yıl öncesinde Gaspıralı İsmail’in hedefi olan Türk Dünyasının dilde-fikirde-işte birliğini kurulacak, ecdadın Milliyetçi kadroların omuzlarına yüklediği bu ağır mesuliyeti yine onlardan aldıkları kudretle başarıyla taşıyacaktır.
3 Mayıs Türkçüler gününüzü kutluyor, Türk Milliyetçiliğine hizmet etmiş, çilesini çekmiş bütün büyüklerimizi minnet ve şükranla anıyorum.
Ne Mutlu Türk’üm diyene!