Okullar da çocuklarımıza, iş yerlerinde memurlarımıza, sokakta esnafımıza, cami de cemaatimize, gazete ve televizyonlar da topyekûn milletimize uygulanan bu psikolojik savaşın sonuçları da ne yazık ki umursamazlık olarak karşılığını buluyor. Bu toplum mühendisliği saldırısının üst başlığını da Başbakan açıklıyor. Eyalet sisteminden korkmamak lazım diyerek. Adım adım, ilmik ilmik işlenerek bu günlere geldiğimizin farkında değilmiyiz.
Önce “akan kan durmalı” sihirli sözü ortaya atıldı. O kadar sihirli söz ki bu, insani vasıflara sahip hiç kimse karşı duramaz bu söze. Daha sonra “analar ağlamasın” sloganı devreye sokuldu. Kim hayır bırakın analar ağlasın diyebilecekti ki. Oysa bu gün ağlamayacak ana yarınlar da ağlasa da hiçbir şey ifade etmeyecek gerçeği anlatılamadı bu millete. Ve sahneye bir millete “aidiyet bağı” yerine “vatandaşlık bağı” kavramı çıkartıldı. Bu ne demekti; ortak tarih, ortak dil, ortak kültür safsatadır boş verin onları, sadece taşıdığınız nüfus cüzdanına ve pasaporta bakın siz, bir milletin değil bir ülke coğrafyasının fertlerisiniz. En milliyetçimiz bile Cumhuriyet tarihinde yapılan yanlış uygulamalardan bahseder oldu birden bire. Efendim doğu ve güneydoğu ya yatırım yapılmamış, bile bile geri bırakılmış, ağaların inisiyatifine teslim edilmiş, devlet kolluk güçleriyle zulüm yapmış. İyide kardeşim Tokat’ta, Sivas’ta, Artvin’de, Gümüşhane’de, Kırşehir’de, Yozgat’ ta, Afyon’da ne yapılmıştı ki aynı zamanda diyemedik.
Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda beraber mücadele ettik ve bu ülkeyi beraber kurduk nutukları atılmaya başlandı “kardeşlik” vurgusunu pekiştirmek için. Demek istediler ki bu ülkeyi sadece Türkler kurmadı diğer etnik gruplarda savaştılar, o zaman onların da haklarını vermemiz lazım. O zaman demeliydik ki; Evet kardeşim bu milleti millet olarak yaşatmak için, bağımsız bir devlet kurmak için ve bu ülkenin coğrafyasında tek millet, tek bayrak tek dil, tek vatan olsun diye savaştı oradakiler. O zaman kimse kimseye acaba kardeş miyiz diye sorma ihtiyacı hissetmedi, sırt sırta öldüler, omuz omuza savaştılar. Şimdi siz niye bu tek vücudu azlarına bölmeye çalışıyorsunuz. Neden özürlü bir vücut haline getirme gayretindesiniz. Diyemedik, anlatamadık.
Ve nihayetinde bayrak Türk Milletinin değil devletin bayrağıdır deme noktasına geldiler. Onlar o noktaya geldi de biz ne dedik. Sürece bu kadar seyirci kalınca artık sahneye çıksak ta cılız bir ses olmaktan kurtulamadık. Konuşmamız gereken zamanda sustuk şimdi kimse bizi dinlemez, duymaz oldu. Onun içindir bu gün bizi “kandan besleniyorlar” diye suçlamaları. Onun içindir bu gün bizi “barışa karşı duruyorlar” diye milletin gözünde suçlu duruma düşürmeye çalışmaları. Onun içindir bizi “terör biterse MHP biter” diyerek terörle eş değer tutmaları. Biz varlık sebebimizi anlatmaktan aciz’mi kaldık acaba?
Televizyon ekranlarında eyaletlerin isimleri konuşulurken sonunda Başbakan da ağzında ki baklayı çıkarttı. Eyalet sisteminden korkmayalım.
Velhasıl asıl mesele onların ne yaptığı değil bizim ne yapmadığımızdır. Sonuca varacaksak öncelikle bu sorunun cevabını verip gereğini yapmak zorundayız. Burada ki “biz” kavramı MHP’ye yönelik bir kavram değildir sadece. Tüm Türk Milletini ve onun motorize gücü olduğunu iddia eden Türk Milliyetçilerini kapsayan bir “biz” kavramıdır. Şikâyete sebebi olanlar şikâyet etme hakkına sahip değildir.
İNSANA İNSANCA BİR YER TÜRKÜN BİRLİĞİNDEN GEÇER…
Yorumlar
Kalan Karakter: