Cumhuriyet Türkiyesi, Atatürk'ün karizmatik liderliği, şahsi gayretleri ve yeni devlet olma heyecanıyla başlattığı hamleler sayesinde ciddi bir mesafe katetmişse de, 1938'den sonra birden durağanlaşmıştır. Kısır çekişmelerle geçen on iki yılın ardından, çok partili sisteme geçilmesiyle birlikte, 1950'de iktidarı devralan Adnan Menderes döneminde, demokratikleşme ve ekonomi alanında bazı başarılar elde edilmiştir. Bu hamle de, 1960 İhtilali ile tekrar inkıtaya uğratılmış, 23 yılımız, koalisyonlar, darbeler, sağ-sol çatışmaları ile heder edilmiştir. Bu zaman zarfında Türkiye, dünyadaki teknolojik gelişmelerden, ekonomik kalkınma programlarından, demokrasi ve insan hakları alanındaki iyileştirmelerden gerektiği gibi faydalanamamış, geri kalmıştır.
12 Eylül 1980 Darbesinden üç yıl sonra, yeniden demokratik hayata dönülmesi ile başlayan rahmetli Turgut Özal döneminde, özellikle ekonomik anlamda bazı yapısal değişiklikler yapılararak, kısmi başarılar elde edilmiştir. Bunu engellemek için, bir köşede hazır bekletilen PKK terörü devreye sokulmuştur. Zira, bazılarının çıkarı için bu ülkeye istikrar haramdır.
Özal'ın tek parti iktidarından sonra, özellikle merkez sağda denk iki parti, siyaset sahnesinde kıyasıya bir alan kapma mücadelesine tutuşmuştur. Bunu fırsat bilen karanlık odaklar, tekrar bir darbenin zeminini hazırlamak için ANAP VE DOĞRU YOL partilerinin birbirlerini yemesi için, her iki tarafa da yolsuzluklarla ilgili bilgi ve belge desteği sunmuştur. Merkez sağdaki bu anlamsız kavgadan bunalan seçmen, 1995 seçimlerinde, o zamana kadar marjinal gördüğü Refah Partisine yönlendirilmiştir. Refahın yükselmesi, irtica ve şeriat tartışmalarının önünü açmıştır. Kalkancılar, Müslümler, Fadimeler peydah edilmiştir. Bunların hiç birisi tesadüfi değildir. Görünmez eller, aslında görüne görüne ağını örmüşlerdir.
Nihayet 28 Şubat'ta Darbeciler bir kez daha düdüğünü öttürmüştür.
Bütün mesele, İstanbul Belediyesinde parlatılan, bir sürü yolsuzluk dosyasına rağmen, ne hikmetse, okuduğu bir şiirden dolayı dört ay hapishanede ağırlanıp mağdur pozisyonuna büründürülerek son makyajı yapılan RTE'nin tahta çıkarılmasıdır. Rahmetli Erbakan'ın azlinden hemen sonra cülus merasimi yapılsa oyun deşifre olacak. Peki bu geçiş dönemi nasıl halledilmeli? Onun da kolayı var. Bir kaç milletvekili ile Başbakanlık koltuğuna oturtulan rahmetli Ecevit'in yelkenleri, ABD'nin Kenya'da paketleyip, ileride başımıza bela etmek üzere sunduğu APO rüzgarı ile şişirilecektir. Yetmez... O halde, PKK teröründen bunalan ve milli duyguları kabaran seçmen kitlesi MHP'ye organize edilecektir. Edildi de...
1999 Seçimlerinin iki galibi vardı. DSP ve MHP... % 80 Sağ oylara, hatta Fazilet ve Doğru Yol Partilerinin, hükümeti MHP'nin kurması halinde desteleyeceklerini deklare etmelerine rağmen, Başbakanlık Ecevit'e ikram edildi. Hem de Rahşan hanımın koskoca Ülkücü Camiayı derinden yaralayan hakaretlerini yutma pahasına... Çünkü o ucube hükümet önceden planlanmıştı. RTE'nin önünde millete ümit vaadedecek hiç bir güç kalmamalıydı.
ANASOL-M diye adlandırılan MAHDUT MESULİYETLİ ve MAHDUT SÜRELİ hükümet döneminde, soğuk savaş sonrası Türt Birliği korkusuyla Türkiye'nin önünü kesmek isteyen DIŞ GÜÇLER ve YERLİ İŞBİRLİKÇİLER bir taşla pek çok kuş vurmuşlardır.
*Ülkücüler ve milli güçler ümit olmaktan çıkarılmıştır.
*Türkiye ile Türk Dünyası arasına set çekilmiştir.
*Ekonomi çökertilmiştir.
*Avrupa Birliği Uyum Yasaları adı altında devletin temel taşları yerinden oynatılmıştır.
*Apo ve PKK'nın hazmedilme ve yasallaşma safhasına geçilmiştir.
Yukarıda ANASOL-M hükümeti için MAHDUT SÜRELİ ifadesini boşuna kullanmadım. Evet süresi sınırlıydı. Ve bu süre, Fazilet Partisinin kapatılma davası sonuçlanıp, RTE'nin kuracağı partinin teşkilatlanmasını, seçim hazırlıklarını tamamlayacağı tarihe kadardı. AKP kuruldu. Hazır hale geldi. Koalisyonun büyük ortağı olan MHP'nin Gn. Başkanı sayın Dr. Devlet Bahçeli, bir kır toplantısında işaret fişeğini ateşledi. "Seçim 3 Kasım 2002'de..."
RTE devri başladı. İlk hükümetini anlayışla karşıladık. Çünkü her gelen kendi bürokratını atıyor, kendi çöplüğünü oluşturuyordu bu ülkede. Diğerlerine gösterdiğimiz toleransı bundan da esirgemedik. İktidarına direnç gösteren milli unsurlarla hesaplaşırken, sırtını hep AB'ne dayadı. O bahaneyle devletin çivisini çıkardı. Üniter yapıyi, Milli değerleri, Devletin ve Milletin bekasını direk hedefe koyunca, anladık ki bu bir TAPO projesidir. AB masalının da asıl maksadı gizleyen bir ara formül olduğu anlaşıldı. BOP çıktı ortaya. Meseleye BOP ekseninde bakınca A-TAPO Projesi sırıtıverdi. Projenin "İ" si de var. O her zaman olduğu gibi samanaltı modunda ilerliyor. (Bu kısaltmaları bilmeyene çok kızarım.)
Üçüncü döneminin sonuna yaklaştığımız şu günlerde Ülkemizin durumu hiç iç açıcı değil. Ekonomi çökmüş durumda. İç ve dış borç batağı derinleşti. Memur ve işçi eline tutuşturulan kredi kartlarıyla, ev ve araba taksitleriyle müebbet mahkum edildi. AVM'ler esnafı bitirdi. Sanayi çöktü. Yüksek maliyetler tarım ve hayvancılığı öldürdü. Adaletin "A"sı bile kalmadı. Milli eğitimin "millisi" sizlere ömür, kalanı Allah'a emanet; yazboz tahtasına çevrildi. Gençlerimiz işsiz, milletimiz ümitsiz. İç ve Dış işlerimiz Apo'ya teslim. Avrupa'dan kovulduk. Arap-İslam dünyasını kan gölüne çevirdik. Türk Dünyasına kıçımızı döndük. Kıblemiz, kabemiz şaştı.
İktidar bir yandan dayatılan projelerle uğraşırken, bir yandan da, Devlet ve Millet başta olmak üzere, gözüne kestirdiğini parselleme peşinde. Muhalefet ya gönüllü payanda, ya zorunlu işbirlikçi? Çare üretmekten aciz, umursamaz bir şekilde iğdiş keyfi yapıyor... Halk şaşkın, halk yılgın, halk bezgin... 21 Yaşında çağ kapatıp çağ açan FATİHLER yetiştiren KOSKOCA TÜRK MİLLETİ, lider kısırlığı yaşıyor. Halbu ki LİDER DE VAR KADRO DA...
Artık bu gidişe DUR! deme zamanı gelmedi mi?...
Türk Milletini ŞAHLANDIRMA zamanı gelmedi mi?...
TIKANAN TÜRKİYE ŞAHLANMALI
Yayınlanma :
03.10.2013 16:00
Güncelleme
: 03.10.2013 16:00
YAZARIN DİĞER YAZILARI