Biraz yorgunum. Biraz hasta, biraz da keyifsiz… Aslında hepimiz gibi.
Modern insanın ortak kaderi hâline geldi yorgunluk. Artık dinlenmek bile bir görev gibi; huzur arayışı bile telaş içinde yaşanıyor. Zaman hızlandı, insan ise kendi özünden giderek uzaklaştı.
Bu çağda fazladan izah, en büyük yorgunluk biçimi. Herkes anlatma, anlaşılma ve kabul edilme telaşında. İnsanlar kendi iç sesini bastırıyor, toplumsal onay uğruna tükeniyor. Sosyal çevreler, iş hayatı, sanal dünyalar…
Her biri bireyi sürekli “aktif” olmaya zorluyor. Oysa bazen susmak, yorulmuş bir ruhun en doğal hakkıdır.
Yorgunluk artık kişisel bir his değil, kolektif bir yaşam biçimi. Günümüz toplumu, üretkenliği bir değer ölçüsüne dönüştürdü. İnsan çalıştıkça değil, anlam kaybettikçe tükeniyor. Bu yüzden kronik yorgunluk, yalnızca bedensel değil, varoluşsal bir eksilmenin adıdır.
Artık biliyorum: insanın kendine yaptığı yıpratmayı kimse ona yapamaz. Kendini sürekli açıklamak, onay beklemek, iç sessizliğini unutturuyor. Halbuki insanın en çok ihtiyacı olan şey, sessiz bir kabul kendiyle barışık bir duruş.
Bu yüzden, sizi yoran her şeyden uzak durmak bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü kalp, bir gün bu ihmalkârlığın hesabını mutlaka sorar. Ve o sorgu, kelimelerle değil, derin bir suskunlukla yankılanır.
Kısa Bir Mola
Zaman sanki durmuş artık. Evlerde takvimler bile yok denebilir her şey dijital, her şey ölçüsüz bir hızın içinde. Asıl korkunç olan, durmuş bir zamanın içinde insana dair birçok duygunun kaybolmuş olması. Zaman ayırmak unutulmuş sanki… Her birimiz, eksik bir yapbozun hiç tamamlanmayan parçasını arıyor bulamıyoruz.
Eksilen şeyler, yerini dolduramayan şeker ve tuz gibi, lezzetsiz, kuru tatsız. Sözler anlamını, sesler sıcaklığını, çiçekler kokusunu yitirdi. Ve biz, durmuş bir zamanın içinde, kapalı kapılar ardında, çıkışı arayan yorgun ruhlar hâline geldik.
Bütün rutini bir kenara bırakmadan, zamanı yönetmeyi değil, onunla yeniden barışmayı öğrenmeden, hiçbir yorgunluk tam anlamıyla iyileşmeyecek gibi. Çünkü asıl yorgunluk, koşmaktan değil, yaşamın özünü kaçırmaktan doğuyor.
Birey, zaman zaman kendisini uzun süredir ihmal ettiği etkinliklerle ödüllendirmelidir. Koşmak, yürümek, yüksek sesle şarkı söylemek , uzun süredir görüşülmeyen bir akraba ya da dostu ziyaret etmek, okunmamış kitaplara yönelmek bu bağlamda ruhsal yenilenmeyi sağlar. Unutulmamalıdır ki, bu eylemler başkaları için değil, bireyin kendi sessizliğine ve içsel hafızasına tanıklık eden, yaşamın zaruri molalarıdır...
Yorumlar
Kalan Karakter: