Türkiye nin Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (A.K.T.Ç) ile başlayan , Avrupa Ekonomik Topluluğu (A.E.T) ve halen A.B ile devam eden Avrupa ve batı medeniyetinin bir parçası olma mücadelesi yaklaşık yarım yüzyıldan beri devam etmektedir. Komşumuz Yunanistan ın 1959 yılında A.E.T ye yaptığı üyelik başvurusu üzerine , Merhum Adnan Menderes Başbakanlığındaki , zamanın Türk Hükümeti de üyelik başvurusunu gecikmeden yapmıştır. Yine o dönemin Dış İşleri Bakanı olan Merhum Fatin Rüştü Zorlu bu alelacele başvurunun gerekçesini şu mecazi sözlerle açıklamıştır; Yunanistan kendini boş bir havuza atsa bile onu yalnız başına bırakmaya gelmez, tereddüt etmeden sizde atlayacaksınız. İşte bu şaka gibi başvuru ile başlayan karamizah kıvamındaki A.B maceramız bugün ülkemizin gündemini kronik olarak meşgul eden en önemli gündem maddesi olmaya devam etmektedir.
Milletimizin , A.B konusunda yeterince ve doğru bilgilendirilmemesi , A.B nin bizi muhakkak içine alacağı yönünde manipüle edilmesi tüm hızı ile devam etmekte, gerçekler Türk Milletinden saklanmaktadır. Türkiye de gelmiş geçmiş tüm iktidarlar A.B. meselesini bir iç siyaset malzemesi olarak kullanmak üzere el altından kaçırmamaya özen göstermişlerdir. Ne zaman içeride bir zafiyete uğrasalar koşa koşa A.B den kendilerine içeride manevra yapmalarına imkan tanıyacak ufak ve sahte başarılar satın almışlardır. Bu sahte başarıların karşılığında ise ülkemizin milli çıkarlarının ve egemenlik haklarının kendi Meclisimiz eli ile A.B nin istekleri doğrultusunda erozyona uğratılmasına göz yumulmuş hatta bunu yaparken davul zurna çalanlar, havai fişek atanlar olmuştur. 1995 yılında dönemin Başbakanı Tansu Çiller tarafından Gümrük Birliğine girişimiz nihai bir zafer gibi takdim edilmiştir , yine 2004 yılında Brüksel den müzakere tarihi alarak Türkiye ye dönen Başbakan R.T. Erdoğan bu günü bayram ilan etmiştir. Her iki olayda da davullar zurnalar , havai fişekler ve konvoylarla bol yıldızlı nutuklarla memleketin başka bütün dertleri unutturulmuş, millet sahte mutluluklara gark edilmek üzere afyonlanmıştır. Peki Gümrük Birliği ne işe yaramıştır ? Gümrük Birliği nin iyi bir şey olduğuna ikna edilen ve A.B. ye girişimizi garanti eden bir faktör olduğu konusunda aldatılan halkımız nezdinde Tansu Çiller kısa vadeli siyasi manevra alanı kazanmış ama ülkemiz ekonomik açıdan A.B. lehine o günden beri sürekli zarar etmiştir ve etmektedir.
Daha düne kadar Meclis Kürsülerinden A.B. Hristiyan kulübüdür diye nutuk atan dünün Milli Görüşçüleri , bugün gömlek değiştirdik diye tırtılın kabuğunu atıp kelebek olması gibi bir gecede bir numaralı A.B. yandaşı olmuşlarsa samimi olduklarını düşünmek saflık olmayacak mıdır? R.T. Erdoğan müzakere tarihi değil üyelik için papanın kefilliğini alsa bile , bizi A.B ye üye yapmayacaklarını bilmiyor mu? Ama mesele başkadır . Eski klasik Milli Görüş çizgisinin Türkiye şartlarında iktidar olarak yaşama şansı olmadığını görüyor ve biliyorlar. Dış ilişki ve desteği sadece Kaddafinin onbaşısı olmaktan ibaret olanların, apoletleri omzunun üstünde olanlarca bir gecede nasıl paçavra edildiğini gördüler, oyunu farklı oynamaya karar verdiler, Eski bir oyunun yeni aktörü olarak sahne aldılar ve düşmanımın düşmanı dostumdur felsefesi ile A.B. ile el sıkıştılar. A.B , A.K.P yi kollayacak , iktidarının devamını destekleyecek, elini güçlendirecektir. Bu destek ,AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn in 29 Mart 2008 Cumartesi günü Slovenya daki bir toplantıda "Mahkemenin AK Parti yi kapatma, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gibi siyasilere yasak getirme kararı almasının ne gibi etkileri olabileceği" şeklindeki soruya verdiği "Brüksel in, AB nin siyasi ve insan hakları kriterlerinin ısrarlı ve ciddi ihlali durumunda müzakere sürecini gözden geçirmeye mecbur kalabileceği" yönündeki cevap ile aba altından sopa göstermesi ile de somutlaşmıştır. . AKP ise Türkiye deki Milli olan her şeyi kanunlardan, ekonomiden, siyasetten velhasıl hayatın her türlü alanından silmek için elinden geleni ardına koymayacaktır. Bunu da çıkardığı kanun ,yaptığı Anayasa değişikliği ve çeşitli uygulamaları ile hızla gerçekleştirmektedir.
Peki tüm bunlara rağmen A.B. ye alınacak mıyız ? Bu sorunun cevabını biz vermeyeceğiz. Zira biz verirsek yanlı olduğumuz düşünülebilir. Bu sorunun cevabını ülkemizde pek sevilmeyen , ancak benim dürüst ve haysiyetli bulduğum Batılı Siyasetçi ve devlet adamlarından alalım. A.T. Komisyon Başkanı Jacques Delors un 21.11.1987 tarihli Le Monde gazetesindeki bir beyanatında Hem siyasi , hem ekonomik sebeplerden ötürü Türkiye nin A.T ye katılması mümkün değildir. Demiştir. 1971-1981 yılları arasında ABD de ulusal güvenlik danışmanı olarak görev yapan Zbigniev Brzezinski ,Ülkemizde de yayınlanan Sistemin Büyük Santranç Tahtası adlı kitabında Avrupa Hristiyan geleneğinden kaynaklanan ortak bir uygarlıktır. Demiştir. Fransa nın günümüzdeki Cumhurbaşkanı olan Nicholas Sarkozy Türkiye nin AB üyeliği ile ilgili olarak: "Sadece İstanbul un bir bölümü Avrupa da. Kimse bana Kapadokya Avrupa dadır" diyemez." demiştir.
Kısaca adamlar aslında bizden bir şeyi gizlememektedir. Açıkça aralarında yerimiz olmadığını söylemektedirler. Bizde kendileri ile aynı fikirdeyiz. A.B. nin bizi içine almak için hiçbir mantıklı gerekçesi yoktur. Ancak yakınında ve elinin altında tutmak çok işine gelmektedir.Bu yolla zaten istediği hemen hemen her şeyi elde etmektedir. Bu durumu da Stuttgarter Zeltung gazetesi yazarı Thomas Gack ın 22 yıl evvel yani 29.11.1986 tarihli yazısındaki şu satırlarında tüm çıplaklığı ile ifade etmiştir. Türkiye nin olası bir tam üyelik başvurusuna verilecek cevap şu olmalıdır; yoğun işbirliğine ve ülke kalkınmasına ciddi desteğe evet , tam üyeliğe hayır.Ancak ne olursa olsun Türk Partnere elden kaçırıcı muamele etmekten kaçınılmalıdır. Demiştir. Aslında bu satırlar Avrupalının bize bakış açısının ne olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.
Bizler ,Türk Milliyetçileri , bir kararlılık ve netlik içinde olmalıyız. Milletimizi içinde bulunduğu aldatılmışlık ve kullanılmışlıktan, Milli Devletimizi tasfiyeden kurtarmak için buna mecburuz. Bizim yegane çıkarımız , Devletimizin ebed müddet devamı üzerinedir. Başkaları gibi geçici çıkarlar ve menfaatler adına Türkiye Cumhuriyetinin üniter yapısından taviz vermemiz söz konusu olamaz . Peki bizim A.B konusundaki kararımız ne olmalıdır, nedir ? Rahmetli Başbuğuz Alparslan Türkeş 28.04.1989 tarihli Yeni Düşünce Gazetesine verdiği demecinde açık ve net bu sorunun cevabını vermiştir. Satırlarımıza Başbuğumuzun bu sözleri ile son veriyoruz. Biz kesin olarak AET ye ( A.B ye) karşıyız.A.E.T nin milli hakimiyet gerçeğini ve milli değerlerimizi ortadan kaldıracak bir hristiyan birliği olması dolayısı ile Ülkücülerin A.E.T ye karşı olmalarından daha tabii bir şey olamaz
Saygılarımızla…