Konuyla ilgili ilk yazımızı aşağıdaki şekilde tamamlamıştık:
“Kısa vadede amaçlarına ulaşan ABD fundamentalizm kavramını bir tarafa bırakarak Ilımlı İslam kavramı üzerinden Arap Dünyasındaki Amerikan karşıtı İslami hareketlerin etkisini kırmak ve İngiliz-Fransız yapımı Orta doğu düzeni olan Sykes-Picot yerine ABD yapımı yeni Orta Doğu’yu hayata geçirmeye başladı. Tunus, Libya, Mısır, Yemen, Suriye ve diğer Arap ülkelerindeki hareketlerin tetiğine basan ABD Suriye’de frene basmak zorunda kaldı”. Bunun birden fazla sebebi vardır, fakat bu sebeplere geçmeden Ortadoğu’nun bazı genel özelliklerine kısaca temas etmek burada gereklidir.
Ortadoğu denilen coğrafya aslında coğrafi bir terim olmaktan çıkmıştır. Ortadoğu üç halkadan oluşmaktadır: Birinci halkayı Türkiye, İran, Arap yarımadası ve Mısır’dan oluşur. İkinci halka kuzey Afrika ülkeleridir. Üçüncü halkayı ise Kafkaslar ve Orta Asya oluşturur. Bu tanımın içine giren genel özelliklere bakıldığında Müslüman milletlerin yaşadığı, Türkiye ve İran hariç İngiltere-Fransa-Rusya yapımı yapay devletlerin yer aldığı, rejim olarak Türkiye hariç otoriter rejimlerin hüküm sürdüğü, petrol ve doğal gaz zengini ama batı kontrollü ekonomilerin yaygın olduğu bir bölgedir. Stratejik değeri de bir o kadar büyük olan bölgenin üzerinde hakimiyet mücadelesi yapan Egemen Güçler mücadelelerinde Türkiye’ye de kendi denklemleri içinde rol biçmektedir.
Türk dış politikası en son Atatürk döneminde bağımsız bir politikayı izlemeyi başarmış, milli menfaatlerine göre politikasında nispi serbestiyetini elde etmiştir. Ancak NATO’ya girdikten sonraki son 60 yılda politikasının merkezine Washington kriterlerini yerleştirmiş, adeta bunu gelenekselleştirmiştir. Şu anda maalesef yerleşmiş davranış kalıbına dönüşen bu anlayışın uygulamaları dış politikamızın ana ekseni olmaya devam etmektedir.
1980lerin sonuna doğru Sovyetlerin çökeceğini gören Batının Türkiye konusunda 1920 ruhu canlanmıştır. Diğer bir ifade ile Sevr’in akim kalan uygulamalarını yürürlüğe sokmanın derdine düşmüştür. Sovyet tehlikesi ortadan kalktığı için NATO’nun ve bünyesindeki Batılı devletlerin Büyük Türkiye’ye ihtiyacı kalmadığı gibi mevcut sınırlardaki Türkiye Batı için tehlike arz etmeye başlamıştır. Çünkü Türkiye jeopolitik konumu itibarıyla yeni bağımsız olan Türk Dünyası ile irtibata geçecek ve Turan Birliğini hayata geçirebilecektir. Yer altı kaynakları Araplarından aşağı olamayan Hazar Türklüğünün Türkiye Türklüğü ile sadece ekonomik işbirliğine gitmesi Batının korkulu rüyası olmuştur. Yine Araplarla yakınlaşacak bir Türkiye İslam Birliğini sürükleyebilecektir. Dolayısı ile Türkiye’nin sınırları Batı merkezli Yeni Dünya Düzeni için kabul edilebilir değildir. Ayrıca Lozan’da aldığı mağlubiyetin intikamını almak için fırsat kollamaktadır.
Bundan dolayı PKK terör örgütünün varlığını hala devam ettirmesinin bir sebebi budur. Eğer terör örgütü amacına ulaşırsa Türkiye tamamen çözülecek doğuda Büyük Ermenistan Projesi ve güneyinde küçük Kürdistan hayata geçirilecektir. Böylece 1917-18 de düşündükleri Anadolu Türklüğünü Hazar Türklüğünden ve Araplardan koparılmış olacaktır.(Devamı Yakında)