Menfaat Çağında Dudak Payı:
Gündelik hayatın koşuşturmacasında hepimiz zaman zaman kendimizi tükenmiş hissediyoruz.
Sokakta, işte, evde; öfke, tahammülsüzlük ve menfaat hesapları, insanî değerleri gölgelemeye başladı. Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey, hayatın küçük ama büyük anlam taşıyan incelikleri...
İşte “dudak payı” da onlardan biri.
"Beni bende demen, ben de değilim / Bir ben vardır bende, benden içeri." – Yunus Emre
Bir damla su bardağı taşıran son hamle olabilir, okyanus derinliği misali boğar benliği; son nokta, bitiş veya başlangıç olabilir.
Bugünün insanı, dudak payını çoktan unuttu. Yani taşmaya ramak kala, kendine dönüp “dur” diyebileceği, nefes alabileceği o incecik alanı...
Modern çağın yorgunluğu ve narsizmi, kronik bir hastalık gibi hayatın her köşesine sirayet etti. Artık kimse kimseye tahammül etmiyor, duyarsızlık sıradanlaştı. Neredeyse herkesin bardağı taşmış; oysa “dudak payı” dediğimiz şey, insanın kendine ve çevresine tanıdığı rahmet payıdır.
Dudak payı, sadece bir bardak çayda bırakılan boşluk değildir; öfkemizde, sözümüzde, ilişkilerimizde de bırakmamız gereken bir boşluktur.
Eğer o alanı bırakamazsak, sözcükler taşar; gönüller kırılır, dostluklar dağılır. İnsan insana dayanamaz hale gelir.
Menfaatler, insan olmanın tabularını yıkıyor artık.
Bir zamanlar ayıp sayılan, yüz kızartan, gönül inciten davranışlar bugün neredeyse normalleşti. Menfaatin gölgesinde dostluklar zayıflıyor, kardeşlik duygusu inceliyor, merhamet yerini çıkar hesaplarına bırakıyor.
Oysa asıl güç, “fazladan olanı” başkasına bırakabilmektir.
Asıl erdem, kendi nefsinden bir adım geri durabilmektir. Bardağı taşırmayan da, taşırsa paylaşmayı bilen de gerçek anlamda insandır.
Bugün toplumsal çözülmenin en büyük sebebi, dudak payını unutmamızdır.
Çünkü dudak payı sadece bir bardakta değil, hayatın her alanında denge unsurudur. Bir toplumun huzuru, bireylerin birbirine bıraktığı o küçük boşluklarda saklıdır.
Sözler , hitaplar tanımadığımız insanlara olan saygı ve dur sınırını kaybedersek, empatiyi kaybederiz. Empati kaybolduğunda da adalet, merhamet, vicdan yerini çıkarcılığa bırakır. İşte tam da bu yüzden menfaatin hüküm sürdüğü bir çağda, dudak payı yeniden hatırlanmalıdır.
Toplumu yeniden inşa etmek istiyorsak önce kendi içimizdeki bardağı taşırmamalıyız. Öfkemize, hırsımıza, bencilliğimize dudak payı bırakmalıyız.
Aslında unuttuğumuz bir maneviyat var huzur ve hoşgörü berekettir rahmettir; insana nefes alanı, topluma ise huzur verir.
İnsan kendine söz geçiremiyorsa, tüm kulaklara sağır bir ses olur.
Bir kuşu taşlayarak gökyüzünde kuş uçmuyor demek zülmetin zinciridir.
Duygulara mola verdirmek tefekkür , tefekkür ise taşkınlığın önlemidir.
Unutmayalım ki:
Dudak payı olan insan, taşmayan insandır. Taşmayan insan da hem kendine hem topluma iyi gelir.
Peki sizin bardağınızda hâlâ dudak payı var mı?
Yolunuz gül renginde, gül kokusunda olsun her daim…
Yorumlar
Kalan Karakter: