Sessiz çığlık ile duyarlı yürek arasında
Görmek yetmez; hissetmek gerekir. Toplum olarak başkalarının acısına duyarsızlaştıkça, kendi acımıza da kulak veremez hâle geliyoruz. Empati, dünyayı kurtarmasa bile bir insanı kurtarabilir. Ve bazen bir insanı kurtarmak, bir toplumun ruhunu kurtarmak demektir.
Bazen farkına bile varmıyoruz; yan masada ağlayan çocuğu, sokakta yardım isteyen yaşlı amcayı, sosyal medyada sessizce kaybolan dostumuzu… Görüyoruz ama görmüyoruz. İşte bu, duyarsızlığın en güçlü hâli.
Duyarsızlık öyle bir virüs ki, bulaşma yöntemi oldukça basit: Bir kere “bana ne” dediniz mi, zihninizdeki empati kası tembelleşmeye başlıyor. Sonra yavaş yavaş, başkalarının acıları fon müziği gibi arkada çalmaya başlıyor. Biz de hayatımıza devam ediyoruz.
Ama unutuyoruz; başkalarının acısına duyarsız kalan toplum, kendi acısına da kulak veremez. Çünkü yarın bizim başımıza geldiğinde, “kimse yok mu?” diye bağırırken, bizden önce susmuş olan seslerin yankısında boğulacağız.
Empati: Görmek Yetmez, Hissetmek Gerek
Empati, birinin gözlerinin içine bakıp “anlıyorum” demekten fazlasıdır. Asıl mesele, o gözlerin gördüğünü kendi gözlerimizle görmek, o kalbin hissettiğini kendi kalbimizde duymaktır.
Ne yazık ki biz, empatiyi çoğu zaman “başını sallamak” sanıyoruz. Oysa gerçek empati, konfor alanından çıkmayı gerektirir. Birini anlamak için onun yerine kendimizi koymak, onun rüzgârında savrulmak, onun yağmurunda ıslanmak gerekir.
Toplum olarak empati yorgunuyuz. Her gün haberlerde gördüğümüz acılara o kadar çok maruz kalıyoruz ki, artık etkilenmemek için kendimizi kapatıyoruz. Ama işte tam burada bir tehlike var: Kendimizi korumaya çalışırken, başkalarının yaralarına dokunma cesaretimizi kaybediyoruz.
Empati, dünyayı kurtarmaz belki. Ama bir insanı kurtarabilir. Ve bazen tek bir insanı kurtarmak, bir toplumun ruhunu kurtarmak demektir.
Belki de bugün, başlamak için tek yapmamız gereken şey, karşımızdakine gerçekten duymak için sormak:
“Nasılsın?”
Çünkü bazen en derin yaralar, en basit cümlelerle iyileşir. Ve belki de toplumsal değişim, o küçük cümlenin içten söylenmesiyle başlar.
Ama unutmayalım:
Duyarsızlık bir tercih, empati ise bir devrimdir. Ve biz, her gün hangisini seçeceğimize yeniden karar veriyoruz.
Yolunuz gül renginde, gül kokusunda olsun her daim...
Yorumlar
Kalan Karakter: