'hukuk, demokrasi ve roma toplum sistemi bağlamında eleştirel analiz'
Türkiye’de kamuda “uzman ve yönetici” statüsündeki yaklaşık 30 bin kişiye 30.000 TL seyyanen zam yapılmasını öngören düzenleme, Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan oybirliği ile geçmiş; fakat kamuoyundaki güçlü tepki dalgası sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “müdahalesi” ile geri çekilmiştir.
Bu hadise, salt bir “maaş düzenlemesi” değil, bu, çeyrek asırdır Adalet ve Kalkınma adıyla ülkeyi yöneten siyasal iktidarın, ve son on yıldır Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte sürdürdüğü ortak yönetim pratiğinin, adalet, eşitlik ve kamu yönetimi felsefesiyle ilgili derin bir dönüşümünün kristalize olmuş halidir.
Üstelik tüm bunlar, dünyada örneği olmayan, adına bile alışılmamış, ucube bir yönetim modeli olarak nitelenen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin gölgesinde yaşanıyor.
Bu sistem, yürütmeyi güçlendireceğiz derken yasamayı işlevsizleştiren, denge-denetim mekanizmalarını eritip tekil iradeyi belirleyici hale getiren, demokrasi teori ve pratiğinde adeta laboratuvar örneği sayılabilecek bir “Türkiye icadı” haline gelmiş durumda.
I. AK PARTİ’NİN 2002 ÖNCESİ VAATLERİ: ADALET, EŞİTLİK, LİYAKAT
AK Parti, 2002’de iktidara gelirken üç temel vaadi sürekli öne çıkarmıştı:
- “Adalet sistemi güçlendirilecek”
- “Kamu yönetimi şeffaf ve liyakat esaslı olacak.”
- “Eşit işe eşit ücret” ilkesi devletin temel politikası haline gelecek.
Kuruluş manifestosunda “Türkiye’de halkı ezen bir devlet değil, halka hizmet eden bir devlet inşa edileceği” iddiası yer alıyordu.
Bugün gelinen noktada ise:
- Aynı çatı altında çalışan memurlar arasında 30 bin TL fark yaratacak bir düzenleme yapılması,
- Bunun TBMM komisyonunda muhalefetin dahi oybirliğiyle geçmesi,
- Son anda kamuoyu baskısıyla geri adım atılması,
vaat edilen kamu yönetimi modelinin pratiğe dönüşmediği, aksine bürokratik kast sistemi benzeri bir yapıya doğru evrildiğini göstermektedir.
II.EŞİTLİK SÖZÜYLE İKTİDARA GELDİLER; KAST SİSTEMİNE SELAM VERDİLER
2002’de yola çıkarken verilen en güçlü vaatler belliydi:
- Eşitlik,
- Adalet,
- Liyakat,
- Eşit işe eşit ücret.
Bugün gelinen noktada ise:
- Yüzbinlerce memur yoksulluk sınırında yaşarken,
- Sadece belirli bir bürokratik gruba 30.000 TL ayrıcalık tasarlanması,
artık bu vaatlerin hiçbir karşılığının kalmadığını gösteriyor.
Bu düzenleme, kusura bakılmasın ama bürokraside modern bir kast sistemi kurma girişimidir.
III. ROMA TOPLUM SINIFLANDIRMASI ÜZERİNDEN TÜRKİYE’YE BİR AYNALAMA
Roma’da üç temel sınıf vardı:
- Patrici (Senato sınıfı – yönetici seçkinler)
- Plebs (halk – geniş kitle)
- Servus (köle – hakları olmayan sınıf)
Bugün Türkiye’deki tabloya bakıldığında:
Roma’daki patrici (asil yöneticiler) ile pleb (halk tabakası) arasındaki sosyo-ekonomik uçurumun bugünkü siyasi karşılığı budur.
Roma’da üç temel sınıf vardı:
- Patrici (Senato sınıfı – yönetici seçkinler)
- Plebs (halk – geniş kitle)
- Servus (köle – hakları olmayan sınıf)
Ve maalesef Türkiye’de de:
- Uzman–yönetici sınıfı = patrici (yönetici-asiller),
- Geri kalan yüzbinlerce emekçi = pleb (halk tabakası),
- Ekonomik çaresizliğe sürüklenen geniş yurttaş kesimi = servus (köle sınıfı)
gibi ayrımlar giderek belirginleşiyor.
- Uzman-yönetici” statüsü ile ayrıcalıklı bir bürokratik zümre yaratma eğilimi, Roma’nın patrici sınıfına benzer bir “imtiyaz sınıfı” doğurmaktadır.
- Geri kalan yüz binlerce memur ise pleb statüsüne itilmektedir: Aynı işi yapmasına rağmen çok daha düşük ücret, sınırlı karar etkisi, daha düşük statü.
- Enflasyon ve gelir adaletsizliği ortamında vatandaşın büyük çoğunluğu servus (köle – hakları olmayan sınıf)
- benzeri bir ekonomik bağımlılık ilişkisine sürüklenmektedir: Hakları varmış gibi görünür, fakat ekonomik olarak özgür değildir.
Bu, demokratik bir devlet için tehlike çanlarının çaldığı noktadır.
IV. KOMİSYONDA OYBİRLİĞİ: “SİYASİ ANLAYIŞTAKİ NİRVANA”
Düzenlemenin komisyonda oybirliğiyle geçmesi, fakat ertesi gün tamamen geri çekilmesi; hem iktidarın hem muhalefetin toplumsal taleplerden ne kadar kopuk hale geldiğini göstermektedir.
Bu durum, çeyrek asırlık AK Parti pratiğinde varılan “nirvana” noktasını temsil eder:
- Bürokratik sınıflar arası eşitsizlik olağanlaşıyor.
- Torba yasa usulü, istisna olmaktan çıkıp kural haline geliyor.
- Siyasi partiler toplumun gerisinde kalıyor.
- Hukuki meşruiyet yerini idari talimat ve kamuoyu baskısına bırakıyor.
Demokrasinin nirvanası olması gereken “gelişmişlik ve güçlenme” yerine, otoriter-biçimsel bir rutine dönüşmüş bir yasama refleksi ortaya çıkmıştır.
Bu, hukuk devleti için bir paradokstur.
Bu olay, temsil krizinin, yasama kalitesi krizinin ve demokrasi standartlarında çöküşün üçlü işaret fişeğidir.
Bu çöküşün temelinde ise yine o “ucube sistem” yatıyor.
Çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yasamayı neredeyse dekoratif hale getirip, denetimi fiilen ortadan kaldırarak Türkiye’yi bir “kanun devletinden talimat devletine” dönüştürdü.
V. ERDOĞAN’IN MÜDAHALESİ: SİYASAL SORUNUN GEÇİCİ TAMPONU
Cumhurbaşkanının düzenlemeye “el atması”:
- Siyasi refleks açısından yerinde olabilir.
- Toplumsal tepkileri azaltır.
- Kısa vadede krizi çözer.
Ancak uzun vadede şu gerçeği değiştirmez:
Sistemde kurumsal denge ve fren mekanizmaları işlememektedir.
Yasama organı, yürütmenin gölgesi altındadır.
Toplumsal adalet algısı hızla erozyona uğramaktadır.
Hukuk devleti bireylerin tepkisine göre değil, kurallara göre işler.
Bugün geri çekilen düzenleme, yarın başka bir biçimde tekrar gelebilir.
Sistem çalışmıyor.
Kurumsal kontrol mekanizmaları devre dışı.
Yasama, yürütmenin gölgesinde.
Toplumsal meşruiyet yerini, “tepki gelirse geri adım atarız” anlayışına bırakmış durumda.
Çeyrek asırdır ülkeyi yöneten iktidar, son on yıldır MHP ile kurduğu ortak yönetim modeli içinde, kanun yapım süreçlerini neredeyse kişisel reflekslere indirgemiş halde.
Dünyada benzeri olmayan, adıyla bile tuhaflık hissi uyandıran Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bütün bu keyfiliğin taşıyıcısı haline geldi.
Devlet, bir kişinin “olur” ya da “olmaz”ı ile şekilleniyor.
Bu, hukuk devleti değil; kişisel irade devletidir.
Roma’nın Çöküşüne Benzer Bir Ayrışma
Roma’da patrici (seçkinler) ile pleb (halk) arasındaki uçurum büyüdükçe, devlet düzeni içten içe çürümüş, sonunda imparatorluk çökmüştü. Bugün Türkiye’de yaşananlar, bu tarihsel sürecin modern bir izdüşümünü andırıyor.
Ekonomik darboğazın tam ortasında, geniş kitleler geçim mücadelesi verirken; kamuda ayrıcalıklı bürokratik sınıflar yaratılmaya çalışılması, memur ile işçi arasındaki farkın derinleşmesi yetmezmiş gibi, memurların kendi içinde dahi “ayrıcalıklı yönetici sınıfı” oluşturulması, gelir adaletsizliğini uçurum noktasına taşımaktadır.
Buna eş zamanlı olarak temsil mekanizmaları toplumdan kopmakta, Meclis gerçek anlamda denetim yapan bir organ olmaktan uzaklaşmakta, denetimsiz ve tek merkezli bir yönetim modeli kurumları yıpratmaktadır. Tüm bu tablo, Roma’nın son dönemlerinde yaşanan toplumsal gerilimlerin bugünkü bir versiyonudur.
Tarih nettir ve değişmez bir ders verir:
Adalet duygusu yok olduğunda devletler zayıflar, toplumlar çözülür.
ÇEYREK ASIRLIK YÖNETİMİN NİRVANASI: AYRICALIK SİYASETİ
Bu zam girişimi, aslında çeyrek asırlık Adalet ve Kalkınma pratiğinin zirve noktası, bir tür nirvana’sıdır:
- Adalet yerine ayrıcalık,
- Liyakat yerine hiyerarşik sadakat,
- Eşitlik yerine imtiyazlı sınıflar,
- Şeffaflık yerine torba yasa refleksi,
- Demokrasi yerine “onay mekanizması” haline gelmiş bir Meclis…
Ve tüm bunlar, dünyada eşi benzeri olmayan, ucube bir hükümet sistemi içinde gerçekleşiyor.
Seyyanen zam tartışması, Türkiye’nin hükümet etme kalitesinin, yasama kültürünün, demokrasi standardının röntgenidir.
Röntgenin sonucu açıktır:
Zam değil; zihniyet krizindeyiz.
SON SÖZ: Bu Bir Ekonomi Meselesi Değil, Rejim Kalitesi Meselesidir
Bu olay yalnızca:
- Ekonomik adaletsizliğin,
- Yönetim tarzının,
- Siyasal temsil kalitesinin,
- Hukuk devleti refleksinin
çürümeye başladığını VE HATTA TAMAMEN ÇÜRÜDÜĞÜNÜ gösteriyor.
Mesele “30 bin TL zam yapılacaktı da yapılmadı” değil.
Asıl mesele, bu zammın nasıl hazırlanıp hangi zihniyetle savunulduğu, ardından da nasıl geri çekildiğidir.
Türkiye’nin ihtiyacı, patrici ve pleb benzeri sınıflar yaratmak değil;
hukuku, adaleti ve eşitliği yeniden inşa etmektir
Yorumlar
Kalan Karakter: