Mesele Tavuk Değil, Akıl Tutulması
Bir ülkede elli yıldır tavuk üreten adama sabah polis gönderip, dışarıdan gelene “gel, yurt dışı gelirinden 20 yıl vergi almayacağız” diyorsanız, o ülkede mesele tavuk fiyatı değildir.
Mesele akıl tutulmasıdır.
Mesele üreticiye düşman, yabancı sermayeye mahcup devlet aklıdır.
Mesele, kendi insanını zanlı; dışarıdan gelecek adamı nimet sayan yönetim anlayışıdır.
Bugün beyaz et sektöründe yapılanın özeti budur:
Yerli üreticiye kayyım, yabancıya 20 yıl vergi istisnası.
Daha açık nasıl söylenir?
Bu Fahiş Fiyatla Mücadele Değil, Üretimi Korkutmadır
Bu ülkede tavuk üreten adama “örgüt” şüphesiyle gidiliyor. Yılların şirketlerinin kapısına devlet eliyle korku bırakılıyor. Şirket sahipleri, yöneticiler, sektörün önde gelen isimleri sabahın erken saatinde gözaltına alınıyor. Sonra da kamuoyuna “fahiş fiyatla mücadele ediyoruz” deniliyor.
Hayır.
Bu fahiş fiyatla mücadele değildir.
Bu üretimi korkutma biçimidir.
Bu, ekonomiyi bilmeyen ceza dosyası aklıdır.
Bu, kümes görmeden tavuk fiyatı yorumlayan masa başı düzenidir.
Tavuk fiyatı savcılık operasyonuyla düşmez. Gözaltı kararıyla civciv büyümez. Kayyım yazısıyla yem ucuzlamaz. Soğuk zincir, polis tutanağıyla işlemez. Kesimhane, iddianame ihtimaliyle çalışmaz. Market rafı, “örgüt” kelimesiyle dolmaz.
Tam tersine boşalır.
Bugün bunu alkışlayan vatandaş, yarın kasapta ve markette aynı tavuğu daha pahalı görünce anlayacak. Ama o zaman iş işten geçmiş olacak.
Savcılık Sopasıyla Üretim Yürümez
Çünkü üretim kırılgan iştir. Hele tavuk üretimi daha da kırılgandır. Canlı hayvanla çalışıyorsunuz. Yem pahalı, enerji pahalı, işçilik pahalı, nakliye pahalı, kredi pahalı, döviz pahalı. Hastalık riski var. Soğuk zincir riski var. Market baskısı var. İhracat dengesi var. Binlerce çalışan, çiftçi, bayi, tedarikçi aynı zincirin içinde.
Bu zincirin ortasına siz savcılık sopasını indirirseniz, tavuk eti ucuzlamaz; üreticinin yüreği soğur.
Bir savcı elbette soruşturma yapar. Suç şüphesi varsa araştırır. Delil toplar. Kimse “savcı görev yapmasın” demiyor. Ama savcılık görevi başka, piyasaya ceza hukuku baltasıyla ayar vermek başka şeydir.
Rekabet ihlali varsa Rekabet Kurumu bakar. Maliyet analizi yapılır. Şirketlerin savunması alınır. Hangi tarihte, hangi ürün grubunda, hangi maliyetle, hangi fiyatın olağan dışı olduğu ortaya konur. İdari para cezası verilir. Gerekirse tazminat davası açılır.
Ama fiyat arttı diye koca sektörü örgüt diliyle hizaya sokmaya kalkarsanız, orada hukuk değil, gözdağı konuşur.
Bu Dosyayı Kuran Akıl Kümes Gördü Mü?
Soruyorum:
Bu dosyaları kuran akıl, bir tavuk çiftliğinin nasıl kurulduğunu biliyor mu?
Bir damızlık hattının kaç yılda oluştuğunu biliyor mu?
Bir kümesin kaç paraya yapıldığını biliyor mu?
Bir salgında üreticinin nasıl battığını biliyor mu?
Bir yem krizinde şirketin nasıl nefessiz kaldığını biliyor mu?
Bir market zincirinin üretici üzerindeki baskısını biliyor mu?
Bilmiyorsa, bu kadar ağır tedbire nasıl bu kadar kolay uzanıyor?
Biliyorsa, daha vahim.
Çünkü bilerek üretimi korkutuyor demektir.
Memur Aklı Üreticiyi Anlamaz
Bu ülkenin asıl sorunu da burada. Devletin bazı makamlarında üretimden anlamayan ama üreticiye ayar vermeyi seven bir memur aklı türedi.
Ay başında maaşı gece yarısı hesabına yatan, gelecek ay da yatacağını bilen güvenli makam aklı; üreticinin riskini, borcunu, korkusunu, yatırım iştahını anlamıyor.
Anlamadığı gibi, bir de üreticiye suçlu muamelesi yapıyor.
O üretici ne yapsın?
Elli yıllık şirket kurmuş. Binlerce insana ekmek vermiş. Yem fabrikasıyla, çiftçiyle, veterinerle, kesimhaneyle, nakliyeciyle, marketle düzen kurmuş. Sabah kalkıyor, kapısında polis. Suçlama ağır. Dil ağır. Kamuoyu önünde itibarı yerle bir. Sonra birileri çıkıyor, “Merak etmeyin, bu el koyma değil, denetim kayyımı” diyor.
Piyasa bu açıklamaya gülmez bile.
Piyasa korkar.
Banka korkar.
Tedarikçi korkar.
Çiftçi korkar.
Çalışan korkar.
Bayi korkar.
Yatırımcı kaçar.
Sonunda vatandaş pahalı tavuk yer.
Yerliye Sopa, Yabancıya 20 Yıl Vergi Yok
Şimdi gelelim bu işin en çıplak çelişkisine.
Yerli üreticiye sabah operasyonu yapan devlet, dışarıdan gelecek belirli kişilere “Türkiye’ye gel, yurt dışı kazancından 20 yıl gelir vergisi almayacağım” diyor.
Yirmi yıl.
Bir yıl değil.
Beş yıl değil.
On yıl değil.
Yirmi yıl.
Bir insanın çocuğu doğar, üniversite çağına gelir. Devlet o kadar süre “gelenden vergi istemem” diyor.
Peki içerideki üreticiye ne diyor?
“Sen niye pahalı sattın?”
“Sen anlaştın mı?”
“Sen örgüt müsün?”
“Senin şirkete kayyım gelsin.”
Bu nasıl bir adalet duygusudur?
Bu nasıl bir ekonomi aklıdır?
Bu nasıl bir milli duruştur?
Dışarıdan gelene yirmi yıl vergi kolaylığı; içeride üretim yapana örgüt şüphesi.
Bunun adı teşvik değil, yerli üreticiye haksızlıktır.
Bunun adı yatırım iklimi değil, kapitülasyon kokan çaresizliktir.
Bunun adı ekonomi yönetimi değil, kendi insanına güvensizliktir.
Sözde Yerli Ve Milli
Çeyrek asırdır ülkemizi yöneten siyasi irade yıllardır “yerli ve milli” diyor. Peki yerli ve milli üretici sabah polisle uyandırılınca bu söz nereye gidiyor? Yerli sermaye korkutulurken, yabancıya yirmi yıl vergi istisnası sunulunca bu söylem neye dönüşüyor?
Sözde yerli ve milli.
Uygulamada yerliye sopa, yabancıya minder.
Bu ülkenin üreticisi hata yapmaz mı? Yapar. Şirketler rekabeti bozmaz mı? Bozabilir. Hukuk bunları araştırmaz mı? Araştırır. Ama hukuk devleti, tedbiri infaza çevirmez. Soruşturmayı mahkûmiyet gibi sunmaz. Şirketi, çalışanı, çiftçiyi, piyasayı, tüketiciyi aynı anda ateşe atmaz.
Hele tavuk eti gibi halkın sofrasını doğrudan ilgilendiren bir üründe devlet daha akıllı davranmak zorundadır.
Kırmızı eti zaten geniş halk kesimleri için lüks yaptınız. Şimdi beyaz eti de korku ekonomisine kurban ederseniz, vatandaş yarın tavuk etini de ancak vitrinde seyreder.
Bugünden Söylüyorum: Bu Yolun Sonu Ucuz Tavuk Değil
Bugünden söylüyorum:
Bu yolun sonu ucuz tavuk değildir.
Bu yolun sonu daha pahalı tavuktur.
Bu yolun sonu daha az üretimdir.
Bu yolun sonu ithalat kapısıdır.
Önce üreticiyi korkutacaksınız. Sonra arz daralacak. Sonra fiyat artacak. Sonra çıkıp “vatandaşa ucuz tavuk yedirmek için ithalat yapıyoruz” diyeceksiniz. Kırmızı ette oynanan oyun beyaz ette de sahneye konulursa kimse şaşırmasın.
Ama tavuk üretimi oyuncak değildir. Bu sektör bir kez ürkerse, zincir bir kez kırılırsa, herkes bedelini öder.
Bir savcı çıkıp o zinciri kırdı bile.
Üreticiyi Hizaya Sokmak Devletin Görevi Değildir
Devletin görevi üreticiyi hizaya sokmak değildir. Devletin görevi adil rekabeti sağlamak, maliyeti düşürmek, piyasanın sağlıklı işlemesini temin etmektir.
Fiyatı düşürmek istiyorsan yem maliyetine bakacaksın. Enerjiye bakacaksın. Faize bakacaksın. Vergiye bakacaksın. Nakliyeye bakacaksın. Market zincirlerine bakacaksın. Üreticinin sırtındaki yükü göreceksin.
Ama yok.
En kolay iş üreticiyi suçlamak.
En kolay iş operasyon yapmak.
En kolay iş kamuoyuna “fahiş fiyatçılarla mücadele ediyoruz” görüntüsü vermek.
Bu görüntü siyaseten işe yarayabilir. Ama ekonomide karşılığı yıkımdır.
Çünkü üretim emirle olmaz.
Üretim korkuyla olmaz.
Üretim tehditle olmaz.
Üretim, güvenle olur.
Korku Ekonomisinden Kalkınma Çıkmaz
Bugün Türkiye’de güven duygusu yara almıştır. İnsanlar konuşurken çekiniyor. İş insanı büyürken korkuyor. Üretici yatırım yaparken düşünüyor. “Yarın kapıma kim gelir?” kaygısı, bu ülkenin üzerine sis gibi çökmüş durumda.
Bu sisin içinde hukuk da yolunu bulamıyor, ekonomi de.
Bir ülkede herkes susuyorsa, herkes içine atıyorsa, herkes “aman başıma iş gelmesin” diye yaşıyorsa, orada gerçek kalkınma olmaz. Orada sadece korku büyür. Birilerinin menfaati büyür. Makamların gücü büyür. Küçük küçük tek adamcıklar büyür.
Merkezde tek adam.
Taşrada tek adamcık.
Kurulda tek adamcık.
Dosyada tek adamcık.
Makamda tek adamcık.
Herkes kendi küçük iktidar alanında hukuk dağıtmaya kalkarsa, ülkede hukuk kalmaz.
Bugün Tavukçuya, Yarın Başkasına
Bugün tavuk sektörüne yapılan müdahale, sadece tavukçuların meselesi değildir. Bu ülkede üretim yapan herkesin meselesidir. Fabrika sahibinin, çiftçinin, sanayicinin, esnafın, işçinin, tüketicinin meselesidir.
Çünkü bugün tavukçuya yapılan, yarın başkasına yapılır.
Bugün “fahiş fiyat” denir.
Yarın “piyasa bozma” denir.
Öbür gün “örgüt” denir.
Sonra herkes susar.
Ama susunca fiyat düşmez.
Susunca hukuk gelmez.
Susunca ekonomi düzelmez.
Susunca sadece korku büyür.
Son Söz: Tavuğa Kayyım Atayarak Tavuk Ucuzlatılmaz
Bu yüzden meseleyi doğru koyalım:
Tavuğa kayyım atayarak tavuk ucuzlatılmaz.
Yerli üreticiyi korkutarak vatandaş korunmaz.
Yabancıya 20 yıl vergi istisnası sunup, içerideki üreticiyi örgüt diliyle ezerek ekonomi büyümez.
Hukuku sopa yapan devlet, sonunda kendi sofrasını devirir.
Bugün tavuk fiyatı diye başlayan mesele, yarın memleketin üretim meselesine dönüşür.
Hatta dönüşmüştür bile.
Bu ülkenin üreticisine sabah operasyonu değil, güven gerekir.
Bu ülkenin insanına korku değil, herkese eşit uygulanan hukuk gerekir.
Bu ülkenin sofrasına ithal umut değil, yerli üretim gerekir.
Ve en önemlisi:
Bu ülkenin makam sahiplerine biraz üretim aklı gerekir.
Çünkü hayatında kümes görmeyen akıl, tavuk fiyatını savcılık dosyasıyla düşüreceğini zanneder.
Sonra da millet tavuğu unutur.
Av.Sefer Gök
Yorumlar
Kalan Karakter: