Türkiye’de yargının hikâyesi, sadece kanun kitaplarının, mahkeme salonlarının, cübbelerin ve kürsülerin hikâyesi değildir. Aynı zamanda iktidarların, dönemlerin, korkuların, ideolojik rüzgârların ve devlet aklının yargı üzerindeki gölgesinin hikâyesidir.
Dün başka isimler vardı, bugün başka isimler var.
Dün Mahmut Esat Bozkurt’un hukuk anlayışı vardı. Sonra Devlet Güvenlik Mahkemeleri vardı. Nuh Mete Yüksel vardı. Nusret Demiral vardı. Her dönemin kendi dili, kendi düşmanı, kendi makbul vatandaşı, kendi sakıncalısı vardı.
Bugün de tablo çok farklı değildir.
İsimler değişir, makam odaları değişir, cübbeler değişir, karar başlıkları değişir; fakat yargı, kendisini siyasetin rüzgârına göre hizalıyorsa mesele aynıdır. Dün devletin resmî ideolojisi adına yapılan neyse, bugün hükümetin yahut siyasal iktidarın hassasiyetleri adına yapılan da odur.
Adı hukuk olur, fakat ruhu hukuk olmaz.
Bir ülkede hâkim, karar verirken kanuna, dosyaya ve vicdanına değil de “bu karar yukarıda nasıl karşılanır” endişesine bakıyorsa orada adaletin beli kırılmış demektir. Savcı, delilin peşinden değil de dönemin muteber politik havasının peşinden gidiyorsa orada ceza muhakemesi değil, siyasal mühendislik vardır.
Yargının görevi iktidarı rahatlatmak değildir.
Yargının görevi muhalefeti terbiye etmek değildir.
Yargının görevi devlete makbul vatandaş üretmek hiç değildir.
Yargının tek vazifesi vardır: Hakkı yerine koymak.
Fakat bizim memlekette yargı çoğu zaman hakkı yerine koymakla değil, gücü memnun etmekle sınanmıştır. Bu sınavda da ne yazık ki her dönem parlak bir sicil verilememiştir.
Bazen mahkeme salonları, adaletin tecelli ettiği yer olmaktan çıkmış; dönemin siyasal ikliminin tutanaklara geçirildiği mekânlara dönüşmüştür. Bazen iddianameler delillerin değil, dönemin korkularının metni olmuştur. Bazen beraat etmesi gereken insanlar yıllarca sanık sandalyesinde bekletilmiş, bazen mahkûm edilmesi gerekenler siyasi himaye altında korunmuştur.
En acı olan da şudur: Her dönem kendi hukukçusunu üretmiştir.
Dünün kudretli savcısı, bugünün mağduru olabilmiştir. Dünün alkışlanan yargı pratiği, bugünün utanç vesikası hâline gelebilmiştir. Dün başkasına yapılan hukuksuzluğa sessiz kalanlar, aynı değirmenin bir gün kendilerini de öğüteceğini anlamakta geç kalmıştır.
Oysa hukuk, sırayla herkese lazım olur.
Bugün güçlü olan, yarın sanık olabilir. Bugün alkışlanan, yarın sorgulanabilir. Bugün kürsüde hüküm kuran, yarın tarihin önünde hüküm giyebilir.
Onun için mesele sağ-sol meselesi değildir. Mesele iktidar-muhalefet meselesi de değildir. Mesele, yargının gerçekten bağımsız olup olmadığı meselesidir.
Bağımsız olmayan yargı, kimin elinde olursa olsun tehlikelidir.
Bugün sizin hoşunuza giden karar, yarın sizin canınızı yakacak bir usulün kapısını açabilir. Bugün “iyi olmuş” dediğiniz tutuklama, yarın sizin çocuğunuzun, müvekkilinizin, komşunuzun, kardeşinizin başına gelebilir. Bugün alkışladığınız keyfîlik, yarın sizin kapınızı çalabilir.
Hukuk devleti böyle böyle yıkılır.
Önce istisna denir. Sonra zaruret denir. Sonra devletin bekası denir. Sonra kamu düzeni denir. Sonra herkes susar. En sonunda da hukuk, sadece kâğıt üzerinde kalan bir süs eşyasına dönüşür.
Bir memlekette hâkim bağımsız değilse, vatandaş hür değildir.
Bir memlekette savcı, dosyaya değil de siyasetin sesine kulak veriyorsa, orada kimsenin canı, malı, haysiyeti ve istikbali teminat altında değildir.
Bugün yapılması gereken şey bellidir: Yargıyı iktidarın, muhalefetin, cemaatlerin, ideolojilerin, medyanın ve kalabalıkların elinden kurtarmak.
Hâkim, sadece dosyaya bakmalıdır.
Savcı, sadece delile bakmalıdır.
Mahkeme, sadece hukuka bakmalıdır.
Siyaset, mahkeme kapısında durmalıdır.
Çünkü adalet, siyasetin emrine girerse adalet olmaktan çıkar. Devletin sopası olur. İktidarın kalkanı olur. Muhalefetin prangası olur. Vatandaşın korkusu olur.
Ve unutulmamalıdır: Adaletin olmadığı yerde devlet büyümez; sadece korku büyür.
Türkiye’nin gerçek meselesi, hangi dönemin hangi savcısı, hangi hâkimi, hangi bakanı meselesi değildir. Asıl mesele, yargının her dönem bir gücün gölgesine sığınma alışkanlığıdır.
Bu alışkanlık kırılmadan hukuk devleti kurulmaz.
Dün ne yanlışsa bugün de yanlıştır.
Dün kime yapılırsa yapılsın hukuksuzluk hukuksuzluktu.
Bugün de kime yapılırsa yapılsın hukuksuzluk hukuksuzluktur.
Adalet, bizim mahalleye gelince hukuk; karşı mahalleye gidince sopa olamaz.
Yargı ya herkes için bağımsız olur ya da hiç kimse için adil olmaz.
Av.SEFER GÖK
Yorumlar
Kalan Karakter: