Adli Tıp’ta Jet Hızı
Bir avukatın meslek hayatında sabrı en çok sınanan yerlerden
biri adli tıptır.
Dosyayı gönderirsiniz…
Ve beklersiniz.
Aylarca.
Bazen yarım yıl.
Bazen bir yıl.
Samsun’da da böyledir, başka illerde de.
Basit yaralama dosyası bekler.
Ölümlü trafik kazası bekler.
Cinsel saldırı dosyası bekler.
Mağdur bekler, şüpheli bekler, adalet bekler.
Biz de bekleriz.
Alışkınız.
Ama sonra bir gün, bazı dosyalarda adli tıbbın Formula 1 moduna geçtiğini
görürüz.
İşte o an, insanın hukuki refleksi değil, aklı durur.
Bu Dosyalar VIP mi?
İster istemez soruyorsunuz:
Bu dosyalar başka bir kanun kitabına mı tabi?
Bizim CMK eski baskı mı?
Yoksa adli tıpta “VIP dosya” uygulaması mı başladı?
Çünkü tablo çok net:
Rafta yüzlerce dosya varken, bazı isimlere ait dosyalar ön sıralara buyur ediliyor.
Numuneler alınıyor, incelemeler yapılıyor, raporlar jet hızıyla çıkıyor.
Demek ki oluyormuş.
Aylarca “yoğunluk” denilen şey, bazı dosyalarda bir anda buharlaşıyor.
Hukuken Soruyorum: Bu Yetki Nereden?
Burada istihza bir yana, hukuk konuşmak zorundayız.
Adli Tıp Kurumu’nun;
– Dosya seçme yetkisi var mı?
– Bazı dosyaları öne alma, bazılarını arkada bekletme hakkı hangi kanunda yazıyor?
– CMK’da mı?
– Adli Tıp Kanunu’nda mı?
– Bir yönetmelikte mi?
Cevap basit ve can yakıcı:
Hiçbirinde.
Adli tıp, “bu dosya önemli, bu beklesin” diyebilen bir makam değildir.
Diyorsa, artık bilimsel kurum değil, idari tercih makamı olmuştur.
Bu da kurumu yüceltmez;
aksine küçültür.
Eşitlik İlkesine İnce Bir Dayak
Hukukta eşitlik sadece mahkeme kararında aranmaz.
Bilirkişide aranır.
Adli tıpta aranır.
Raporun geliş süresinde aranır.
Bir ülkede:
-
Bazı dosyalar aylarca beklerken,
-
Bazı dosyalar günler içinde sonuçlanıyorsa,
orada eşitlik ilkesi sessizce tokatlanmıştır.
Bizim Hiddetimiz Nereden Geliyor?
Bizim kızgınlığımız:
-
Gecikmeye değil,
-
Yoğunluğa değil,
-
Personel eksikliğine hiç değil.
Bizim hiddetimiz ayrıcalığa.
Aynı bina.
Aynı mevzuat.
Aynı masa.
Ama iki ayrı hız.
İşte insanın “Biz aval aval neyi seyrediyoruz?” diye sormasına sebep olan tam da
budur.
Soruyu artık yüksek sesle sormuyoruz belki;
ama içimizden şu düşünce geçiyor:
Bizim elimizdeki kanun kitabı ile bu dosyalara bakan savcı ve hâkimlerin
önündeki kitap aynı mı?
Bu soruyu dile getirmiyoruz;
ama gelinen uygulamalar, bize aynı olmadığı izlenimini güçlü biçimde veriyor.
Öyle ki bu izlenim,
– ima yoluyla değil,
– örtük biçimde değil,
uygulamanın kendisiyle,
adeta gözümüzün içine baka baka oluşturuluyor.
Bu hissi yaratan biz değiliz.
Bu hissi, eşitlikten uzak uygulamalar üretiyor.
Ve bir hukuk düzeni için asıl tehlike de tam burada başlıyor.
Somut Dosyalar, Somut Ayrıcalık
Artık “bazı dosyalar” diyerek yuvarlak konuşmanın anlamı yok.
Kamuoyunun gözü önünde cereyan eden ve herkesin bildiği dosyalardan söz ediyoruz.
Ela Rümeysa Cebeci ismi etrafında şekillenen soruşturmalarda ve bu dosyalarla bağlantılı süreçlerde, adli tıp incelemelerinin olağan akışın çok dışında bir hızla tamamlandığı görüldü. Normal şartlarda aylar süren numune incelemeleri ve raporlamalar, bu dosyalarda günler içinde sonuçlandı.
Ardından Fenerbahçe Başkanı Saadettin Saran ile anılan dosyada da benzer bir tablo
ortaya çıktı.
Aynı kurum,
aynı personel,
aynı mevzuat…
Ama yine olağanüstü bir hız.
Ve nihayet, kamuoyunda geniş yankı uyandıran Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı ile ilgili dosyada, adli tıp süreçlerinin ve soruşturma adımlarının alışılmışın çok ötesinde bir tempoyla ilerlediği herkesin malumu.
Burada artık tesadüften söz edilemez.
Gözümüzün İçine Soka Soka
Rafta yüzlerce dosya beklerken;
-
Ela Rümeysa çevresindeki dosyalar,
-
Saadettin Saran’la ilgili numuneler,
-
Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı dosyasındaki adli tıp işlemleri
hangi hukuki kritere göre öne alındı?
Bu sorunun:
-
Hukuki bir cevabı yoksa,
-
Yazılı bir dayanağı yoksa,
yapılan şeyin adı eşit uygulama değildir.
Asıl rahatsız edici olan da budur.
Bu farklılık gizlenmiyor.
Saklanmıyor.
Adeta gözümüzün içine soka soka yapılıyor.
Sanki:
-
Onların kanun kitabı başka,
-
Bizim baktığımız dosyaların kanun kitabı başka.
Herkes Farkında, Ama Herkes Suskun
Bu tabloyu:
-
Avukatlar görüyor,
-
Savcılar görüyor,
-
Hâkimler görüyor,
-
Adli tıpta çalışanlar da görüyor.
Ama yüksek sesle soran az.
Çünkü hukuk çevrelerinde artık şu cümle dolaşıyor:
“Bunu çok kurcalama.”
Bu cümle, adli tıptaki hızlanmadan daha tehlikelidir.
Son Söz
Adalet:
-
Hız değildir,
-
Ayrıcalık hiç değildir,
eşitliktir.
Adli tıbbın dosya seçme yetkisi yoktur.
Varsa, çıksınlar maddesini göstersinler.
Gösteremiyorlarsa, yapılan şeyin adı hukuk değildir;
keyfiliktir.
Ve keyfilik, bir hukuk devleti için en ağır teşhirdir.
Av. Sefer Gök
Yorumlar
Kalan Karakter: