Türkiye bir kez daha, bir kişinin adı üzerinden değil, hukukun kaderi üzerinden imtihan veriyor. Bugün tartıştığımız dosyanın başlığında bir gazetecinin adı yazıyor olabilir; ama masada yatan asıl mesele, bir kişinin sevilip sevilmemesi değil, bu ülkede ceza hukukunun hâlâ hukuk olup olmadığıdır. Bu mesele kişi meselesi değil, hukuk meselesidir. Fatih Altaylı’yı sevmek zorunda değilim; ama hukukunu savunmak zorundayım. Çünkü bana isim değil, adalet lâzım. Bugün bir kişi için çiğnenen hukuk, yarın herkes için çiğnenir.
Şunu peşinen söyleyeyim:
Hiç dolandırmadan baktığımda, Fatih Altaylı’nın YouTube’da kurduğu o cümle ile TCK 310/2 arasında hukuken makul, sağlıklı, ölçülü bir bağ kurmak neredeyse imkânsızdır. Bu bağ, ceza hukuku tekniği açısından değerlendirildiğinde, zorlamanın da ötesinde, “suç uydurma / normu eğip bükme” sınırına dayanıyor.
Ben bu yazıyı bir kişiyi aklamak için değil, kanunun lafzına ve ruhuna sahip çıkmak için kaleme alıyorum.
TCK 310/2 Neyİ Cezalandırıyor?
Kanun metni ortada, saklı değil:
‘Cumhurbaşkanına karşı diğer fiilî saldırılar, işlenmiş suçun niteliğine göre ilgili suçlara ilişkin hükümlere göre cezalandırılır. Ancak bu hâlde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.’
Buradan çıkan tablo son derece açık:
Korunan hukuki değer: Cumhurbaşkanının vücut bütünlüğü, beden dokunulmazlığı, fiziki güvenliği.
-
310/1: Suikast – yani fiziksel saldırı ile öldürmeye teşebbüs.
-
310/2: “Diğer fiilî saldırılar” – dövme, yaralama, itme, tokat atma, fiziki müdahale, silah çekme ama öldürme kastı olmadan vb.
Yani “fiilî” kelimesi, burada bedene yönelmiş maddi saldırıyı anlatır. Şu çok net: 310. madde, “sözü” değil, “fiilî saldırıyı” düzenler.
Tehdit, hakaret, ağır eleştiri, kaba söz, alay, kinaye… Bunların yeri 310 değil;
-
TCK 106 (tehdit),
-
TCK 125 (hakaret),
-
TCK 299 (Cumhurbaşkanına hakaret) gibi maddelerdir.
Altaylı Ne Yaptı: Fiil mi Var, Söz mü Var?
Dosyanın mahiyeti özetle şudur:
Bir YouTube yayınında sözlü bir ifade kullanıyor.
Ne yapmıyor?
Fiziksel saldırı planlamıyor, silah çekmiyor, infaz mangası kurmuyor, fiilî bir eylem gerçekleştirmiyor. Ortada sadece söz var.
Bu durumda hukuki tablo çok basit:
-
Fiilî saldırı yok → 310/2’nin kapsamına girecek bir bedensel saldırı yok.
-
Kullanılan kelimeler ne kadar ağır olursa olsun, maddenin tetikleyici unsuru olan “fiilî saldırı” gerçekleşmemiş.
“Söylem” üzerinden 310’u uygulamaya kalkmak, kanun metnindeki “fiilî” kelimesini fiilen silmek demektir.
Teknik olarak yapılan şudur:
-
Kafadaki politik/simgesel ağırlığa bakılıyor,
-
Fiziksel saldırı için yazılmış madde, bir “ağır söz” maddesi gibi kullanılıyor.
Bu, kanunilik ilkesine (TCK m.2, Anayasa m.38) açık aykırılık kokar.
Ceza hukukunda kural şudur:
‘Suç ve cezalar kanunla konulur, kıyas yoluyla genişletilemez, sanık aleyhine yorumlanamaz.’
310/2’ye Nasıl Sarılıyorlar?
Burada tipik bir “cezayı şişirme” ve “psikolojik gözdağı” tekniği devreye giriyor.
Şema şöyle işliyor:
-
Alt norm: TCK 106/1 – Tehdit
Savcı diyor ki: ‘Bu sözler, Cumhurbaşkanı’na yönelik bir tehdit içeriyor.’ -
Sonra da:
‘Madem mağdur Cumhurbaşkanı, o halde 310/2’yi devreye sokalım; ceza ağırlaşsın.’
Yani:
-
Asıl suç = Tehdit (106)
-
Mağdurun sıfatı = Cumhurbaşkanı
-
Artırım normu = 310/2
Fakat feci kavram kayması tam da buradadır:
310/2 “tehdidi” değil, fiilî saldırıyı esas alır.
Tehdit zaten TCK 106’da ayrı düzenlenmiştir.
310/2, TCK 86 gibi gerçek fiziksel saldırı suçlarıyla yan yana çalışabilecek niteliktedir.
Dolayısıyla:
Bir YouTube videosundaki söz, ne kadar sert olursa olsun, 310/2 kapsamında “Cumhurbaşkanına karşı fiilî saldırı” sayılamaz.
Bu hükmü kaleme alan makul bir kanun koyucuya sorulsa, ‘Benim yazdığım bu değildi’ diyecektir.
Kanunilik ve Kıyas Yasağı Neden Deliniyor?
Ceza hukuku çok temel bir ilke üzerine oturur:
‘Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimse cezalandırılamaz.’
Burada durum nasıldır?
-
Kanun: “fiilî saldırı” diyor.
-
Dosya: “YouTube konuşması.”
Eğer “fiilî saldırı” kavramını, ‘YouTube’da sözle tehdit vari bir şey söyledi’ seviyesine kadar genişletirseniz:
-
Artık sınır diye bir şey kalmaz.
-
Yarın bir tweet, ertesi gün bir karikatür, öbür gün bir siyasi eleştiri, aynı mantıkla içeri çekilir.
Bu, özgürlük aleyhine kıyas demektir.
Bu ise ceza hukukunun tabutuna çakılan çividir.
Ölçülülük: Dört Yıl İki Ayın Vicdanı
Bir YouTube cümlesinden 4 yıl 2 ay gibi bir hapis cezasına giden yol, ölçülülük ilkesine ağır darbe indiriyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yaklaşımı açıktır:
-
Siyasetçiler ve kamu otoritesini temsil edenler, daha geniş eleştiri sınırına tabidir.
-
Cumhurbaşkanı da bu kapsamdadır.
-
Tehdit ve şiddet çağrısı içermeyen sert siyasi eleştiriler, ifade özgürlüğü içindedir.
Bu nedenle sorulması gereken soru şuydu:
“Bu söz, gerçekten somut, ciddi ve yakın bir tehlike içeren bir tehdit midir, yoksa sert bir siyasi eleştiri midir?”
Oysa izlenen yol şu olmuştur:
-
Önce “tehdit” etiketi,
-
Sonra “mağdur Cumhurbaşkanı” denilerek 310/2 devreye sokulması,
-
Son aşamada ise tutuklamanın “diğerlerine ders” kılıfıyla kullanılması.
Bu tablo, tutuklamanın amaç dışı kullanılmasıdır.
Otuz altı Yıllık Meslek Gözüyle: Hukuk Nerede?
Otuz altı yıllık meslek tecrübemle bu tabloya bakıyorum ve açıkça şunu görüyorum:
TCK 310/2’nin lafzı,
Ceza kanunu sistematiğindeki yeri,
Koruduğu hukuki değer,
Ve kanun koyucunun iradesi,
hep birlikte değerlendirildiğinde; bir YouTube yayınında söylenen sözlü ifade ile bu madde arasında sadık, dürüst ve dar yorumla kurulabilecek hiçbir sağlam ilişki yoktur.
Kurulan tek ilişki, siyasi konumu yüksek bir kişiyi koruma refleksi ile kanunun zorlanmasıdır.
Bu yüzden söylüyorum:
Fatih Altaylı’nın sözleriyle TCK 310/2 arasında kurulan bağ, hukuken sağlam değil; siyasi ve psikolojik bir bağdır.
Ceza hukuku tekniği açısından bu, kanuniliğin istismarı ve tehdidin yapay biçimde şişirilmesidir.
Ve evet, açıkça ifade ediyorum:
‘Ben 36 yıllık avukatım; böyle bir sözden hareketle TCK 310/2’yi uygulayan bir hâkimin yerinde olmak istemem. Çünkü o kararın altına atılan imza, hukukun altına atılmıştır.’
Son Söz Yerine: Bugün O, Yarın Herkes
Bu satırlar bir kişiyi değil, bir hukuk felaketini kayıt altına almaktadır:
Hukukun çöküşünü…
Bugün bir gazeteci üzerinden yürüyen bu keyfîlik, yarın bu ülkenin en sade yurttaşının hayatına sirayet edecektir. Hukuksuzluk bir kişide durmaz; yayılır, alışılır, meşrulaştırılır ve nihayet devletin omurgasını çürütür.
Bir ülkede hâkim, kanundan değil de korkudan hüküm kurmaya başlamışsa;
-
Orada mahkeme vardır ama adalet yoktur.
-
Dosyalar vardır ama vicdan yoktur.
Ve unutulmamalıdır ki:
Bu ülkede hukuk bir gün yeniden ayağa kalkacaksa, o; bugün eğilmeyenlerin sayesinde doğrulacaktır.
İsimler gelip geçer. Dosyalar açılır, kapanır.
Fakat bir ülkede hukuk yere düştüğünde, onu yerden kaldırmayan herkes, o düşüşün ortağıdır.
Ben bu düşüşe ortak olmadığımı haykırıyorum.
Av. Sefer GÖK – 36 yıllık avukat
Yorumlar
Kalan Karakter: