Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilen ve 36 maddeden oluşan “Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile trafik idari para cezaları ciddi biçimde artırıldı. 326 milletvekilinin katıldığı oylamada 242 kabul oyu ile geçen düzenlemenin büyük kısmı Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girecek; motorlu bisikletlere zorunlu sigorta getiren 28. madde ise 1 Ocak 2027’de uygulanacak.
Yeni düzenlemeyle; ehliyetsiz araç kullanma 40.000 TL, ehliyeti iptal edildiği hâlde araç kullanma 200.000 TL, kırmızı ışığın altıncı ihlali 80.000 TL, yerleşim içinde 66 km/s üzeri hız aşımı ise 30.000 TL olarak belirlendi. Alkollü ve uyuşturucu etkisinde araç kullanımına yönelik cezalar da katlanarak yükseltildi.
Bu tablo artık sıradan bir ceza artışı değildir.
Bu düzenleme, hukuk devleti ilkeleri bakımından tartışmaya açık bir sınav niteliği taşımaktadır.
MEŞRU AMAÇ, SERT ARAÇ
Hiç kimse trafikte ölüm ve yaralanmayı savunamaz.
Aşırı hız, kırmızı ışık, saldırgan sürüş, alkollü araç kullanımı… Bunların ağır sonuçları vardır.
Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılan değişikliklerin resmî gerekçesi “ölümlü kazaların azaltılmasıdır.” Bu amaç meşrudur.
Ancak hukuk devleti yalnızca amacın doğruluğuyla değil, aracın ölçülülüğüyle değerlendirilir.
ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ VE ANAYASAL SINIR
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.13 açık bir çerçeve çizer:
Temel hak ve özgürlükler ancak kanunla ve ölçülü biçimde sınırlandırılabilir.
- Ölçülülük;
- Elverişlilik
- Gereklilik
- Orantılılık
aşamalarından oluşur.
Evet, ceza artırımı caydırmaya elverişli olabilir.
Ancak 200.000 TL’lik idari para cezası gerçekten gerekli midir?
Aynı amaca daha düşük, daha dengeli bir yaptırımla ulaşılamaz mıydı?
Asıl mesele orantılılıktır.
MÜLKİYET HAKKI VE EKONOMİK YIKIM RİSKİ
Anayasa m.35 mülkiyet hakkını korur.
İdari para cezası, bireyin malvarlığına doğrudan müdahaledir.
Bu müdahale kamu yararı ile bireyin hakkı arasında makul bir denge kurmak zorundadır.
200.000 TL;
bir asgari ücretli için ekonomik tasfiye riski,
bir esnaf için sermayenin çöküşü,
bir memur için yılların birikimi demektir.
Bu noktada yaptırım yalnızca caydırıcılık değil, ekonomik yıkım etkisi doğurabilir.
CEZANIN BÜYÜKLÜĞÜ MÜ, DENETİMİN GÜCÜ MÜ?
Kriminolojik veriler şunu göstermektedir:
Caydırıcılığı belirleyen cezanın yüksekliği değil, yakalanma ihtimalinin yüksekliğidir.
Denetim zayıfsa,
ceza 30 bin de olsa 200 bin de olsa davranış değişmez.
Denetim güçlü ve sürekli ise,
daha makul cezalar da caydırıcı olur.
Bu nedenle yalnızca rakam artırımı, yapısal çözüm anlamına gelmez.
EŞİTLİK VE SABİT RAKAM SORUNU
Sabit para cezası sistemi gerçek eşitlik üretmez.
200.000 TL;
Yüksek gelirli için rahatsızlık,
Düşük gelirli için ekonomik felaket olabilir.
Eşitlik ilkesi herkese aynı rakamı yazmak değildir.
Eşitlik, orantılı etki yaratmaktır.
Gelire göre kademeli ceza sistemi tartışılmadan sabit ve çok yüksek rakam belirlenmesi, anayasal eşitlik ilkesi bakımından da tartışmaya açıktır.
HUKUKİ SONUÇ VE KAÇINILMAZ SÜREÇ
Bu düzenleme meşru bir amaca dayanmakla birlikte, bazı ceza tutarları ölçülülük ve orantılılık sınırını zorlamaktadır.
Önümüzdeki dönemde;
İtirazlar,
Sulh ceza hâkimliklerine başvurular,
İdari para cezalarına karşı iptal davaları,
Bireysel başvurular yoluyla Anayasa Mahkemesi incelemeleri
kaçınılmaz görünmektedir.
Özellikle 200.000 TL gibi yüksek idari para cezalarının, mülkiyet hakkı ve ölçülülük ilkesi bakımından anayasal denetime konu edilmesi kuvvetle muhtemeldir.
Hukuk devleti, yalnızca ceza artırmakla güçlenmez.
Hukuk devleti, ceza ile hak arasında denge kurabildiği ölçüde güçlenir.
Bu denge korunamazsa, tartışma trafikle sınırlı kalmaz;
hukukun kendisi tartışma konusu olur.
Kanaatim odur ki, bu düzenleme önümüzdeki yıllarda yalnızca trafik kazalarını değil, mahkeme salonlarını da meşgul edecektir.
Av. Sefer Gök
Yorumlar
Kalan Karakter: