AK Parti sözcüsü çıktı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2028’de yeniden aday olduğunu açıkladı.
Tamam.
Ama artık kimse bize “ilke”, “dava”, “hukuk devleti”, “vesayetle mücadele”, “liyakat”, “millet iradesi” nutku atmasın.
Çünkü bu sözlerin çoğu artık meydanlarda söylenip, makam odalarında unutulan süslü kelimelere döndü.
Bir zamanlar bu ülkeye 3Y ile mücadele sözü verildi:
Yolsuzluk. Yoksulluk. Yasaklar.
Bugün geldiğimiz yerde vatandaşın aklında başka bir üçlü var:
Kayyım. Mülakat. Korku.
Ne acı değil mi?
28 Şubat’ın hukuksuzluğunu bitireceğiz diye yola çıkanlar, bugün insana neredeyse 28 Şubat’ın kaba saba ama adı konmuş hukuksuzluğunu aratır hale geldi.
Çünkü o gün vesayet vesayetti.
Bugün vesayetin adı değişti:
Bazen kararname oldu.
Bazen yönetmelik oldu.
Bazen mülakat oldu.
Bazen kayyım oldu.
Bazen “hukuk gereği” denilen siyasi sopa oldu.
KPSS Hikâye, Liste Gerçekse Devlet Bitmiştir
Bu memlekette gençler yıllarca ders çalışıyor.
Evinde ışık sabaha kadar yanıyor.
Anası babası boğazından kesiyor.
Çocuk KPSS’ye giriyor, puan alıyor, umutlanıyor.
Sonra bir bakıyor:
Mülakat var.
Kapalı kapı var.
Referans var.
Liste var.
Parti il başkanı var.
Eğer bir ülkede kamuya alımda parti listesi konuşuluyorsa, orada artık sınav yoktur.
Orada devlet kapısı yoktur.
Orada liyakat yoktur.
Orada kul hakkı vardır.
Adını yumuşatmayalım.
Mülakat, torpilin kravat takmış halidir.
Eğer mülakatla AK Parti il başkanının listesi devlete alınıyorsa, bunun adı kamu yönetimi değildir.
Bunun adı, devletin parti kapısına bağlanmasıdır.
Bir gencin puanını, emeğini, gecesini, gündüzünü; bir teşkilat listesinin altına ezerseniz, bunun hesabı yalnız mahkemede değil, mahşerde de sorulur.
Bunu “idari takdir” diye anlatamazsınız.
Bunu “görevin niteliği” diye süsleyemezsiniz.
Bunu “mülakat komisyonu uygun gördü” diye geçiştiremezsiniz.
Kul hakkının komisyonu olmaz.
Kul hakkının tutanağı olmaz.
Kul hakkının üstüne resmi mühür basılınca o hak helal olmaz.
Verilen Söz Nerede?
Erdoğan 2023’te açıkça söyledi:
Kamuya alımlarda, görevin zorunlu kıldığı istisnalar dışında mülakat kaldırılacak, gençler sınav başarı sırasına göre atanacaktı.
Peki ne oldu?
Yine mülakat.
Yine tartışma.
Yine torpil iddiası.
Yine liste.
Yine “bizim çocuklar”.
O zaman soralım:
Söz dediğin şey seçimden seçime kullanılan bir bez afiş midir?
Sandık kapanınca çöpe mi atılır?
Dün meydanda verilen söz, bugün makamda niye unutulur?
Bir siyasetçinin sözü, ertesi gün hükümsüz hale geliyorsa, orada ahlaktan değil, sadece iktidar tekniğinden söz edilir.
Üç Dönem Dediniz, Koltuğa Demir Attınız
Bir zamanlar üç dönem kuralı vardı.
Siyaset meslek olmasın denildi.
Makamlar şahıslara yapışmasın denildi.
Kadrolar yenilensin denildi.
Ne güzel sözlerdi.
Ama bugün geldiğimiz yerde aynı isimler, aynı yüzler, aynı koltuklar, aynı güç ağı, aynı çevre, aynı dil.
Recep Tayyip Erdoğan 2003’ten beri bu ülkenin siyasi merkezinde.
Başbakanlık yaptı.
Cumhurbaşkanlığı yaptı.
2014, 2018, 2023 derken şimdi 2028 adaylığı ilan ediliyor.
Bugün 72 yaşında.
2028’de 74 yaşında olacak.
Mesele yaşı değildir.
Mesele, dün millete “yenilenme” anlatanların bugün siyaseti bir ömürlük mülk gibi görmesidir.
Dün “üç dönem” diyenlerin bugün “bir dönem daha” demesidir.
Dün ilke diye anlatılanın, bugün ayak bağı olunca kenara itilmesidir.
İlke dediğin şey, işine geldiğinde hatırlanan süs değildir.
İlke, iktidardayken elini bağlayan şeydir.
Elini bağlamıyorsa onun adı ilke değil, seçim cümlesidir.
Atanmışlar Seçilmişlere Karışamazdı, Hani?
Yıllarca “atanmışlar seçilmişlerin önüne geçemez” dediniz.
Haklıydınız.
Bürokratik oligarşi dediniz.
Haklıydınız.
Millet iradesi dediniz.
Haklıydınız.
Ama bugün ne oldu?
Belediyeye kayyım.
Şirkete kayyım.
Siyasi partiye kayyım.
Derneğe baskı.
Muhalife soruşturma.
Beğenilmeyen seçilmişe idari tasarruf.
Yargı eliyle siyaset mühendisliği.
Sonra da çıkıp “hukuk işliyor” deniliyor.
Hukuk böyle işlemez.
Bu, hukukun işlemesi değil; hukukun iktidar isteğine göre işletilmesidir.
Dün vesayet dediğiniz şey, bugün başka elbiseyle geri döndü.
Cübbesi var.
Mührü var.
Kararnamesi var.
Yönetmeliği var.
Ama ruhu aynı:
“Ben isterim, olur.”
Kayyım Cumhuriyeti mi Kuruyoruz?
Bir soruşturma açılıyor.AYNI DAKİKA DA...
Şirkete el konuluyor.
Yetmiyor, başka şirketlere uzanılıyor.
Kayyım atanıyor.
Baktınız tepki var; kelime değişiyor.
“Kayyum” değil, “kayyım.”
O da olmadı:
“Yönetim kayyımı.”
O da olmadı:
“Denetim kayyımı.”
Kelimenin üstüne pudra dökünce hukuksuzluk güzelleşmez.
Bir şirket suç işlediyse yargılarsın.
Delili toplarsın.
Sorumluyu ayırırsın.
Masumu korursun.
Mülkiyet hakkını, ticari hayatı, çalışanı, alacaklıyı, piyasayı düşünürsün.
Ama bizde pratik şu hale geldi:
Önce el koy.
Sonra gerekçe ara.
Sonra kelimeyi yumuşat.
Sonra “hukuk devleti” de.
Bu hukuk devleti değildir.
Bu, hukuk kılıfı giydirilmiş güç gösterisidir.
Kanunla Olmadı mı, Yönetmeliğe Çak Gitsin
Bugün ülkede tuhaf bir yönetim tekniği oluştu.
Önce siyasi ihtiyaç belirleniyor.
Sonra ona uygun kanun çıkarılıyor.
Kanun ağır mı geldi?
Cumhurbaşkanı kararı.
O da mı olmadı?
Yönetmelik.
Yönetmelik de mi açık değil?
Genelge.
Olmadı mı?
Uygulama talimatı.
Sonra da herkesin yüzüne bakıp:
“Biz mevzuatı uyguluyoruz.”
deniliyor.
İyi de mesele zaten burada.
Hukuk dediğin şey, iktidarın isteğine göre eğilip bükülen ince tel değildir.
Hukuk, iktidarın bile önünde durduğu duvardır.
Bugün o duvarın tuğlaları tek tek sökülüyor.
Sonra da “bakın bina ayakta” deniliyor.
Ayakta değil.
Sadece henüz herkesin üstüne yıkılmadı.
28 Şubat’ı Aratmak Büyük Vebaldir
AK Parti 28 Şubat’ın mağduriyetinden doğdu.
Başörtüsü yasaklarından doğdu.
Katsayı zulmünden doğdu.
Fişlemeden doğdu.
Brifingli yargıdan doğdu.
Bürokratik küstahlıktan doğdu.
Milletin “artık yeter” çığlığından doğdu.
Bugün geldiğimiz yerde aynı millet başka bir cümleyi fısıldıyor:
“Biz nereye geldik?”
Bu, sıradan bir sitem değildir.
Bu, ağır bir kırılmadır.
Çünkü insanın canını en çok düşmanının yaptığı değil, umut bağladığının yaptığı acıtır.Benim de artık çok acıtıyor...
Hukuk devleti diye gelenlerin, hukuku şekle indirmesi daha çok yaralar.
Vesayetle mücadele diye gelenlerin, yeni vesayet düzeni kurması daha ağır gelir.
Kul hakkı diyerek gelenlerin, gençlerin hakkını mülakat masasında ezmesi daha çok yakar.
Her Canlı Ölümü Tadacak, Her İktidar Hesabı Tadacak
Birileri AK Parti’ye şunu hatırlatsın:
Bu dünya kimseye kalmadı.
Makam kimseye kalmadı.
Devlet kimsenin tapulu malı değildir.
Her canlı ölümü tadacaktır.
Sandık hesabı var.
Tarih hesabı var.
Millet vicdanı hesabı var.
Bir de kimsenin kaçamayacağı büyük hesap var.
Bugün parmak kaldırıp kanun çıkarabilirsiniz.
Bugün kararname yayımlayabilirsiniz.
Bugün yönetmeliğe cümle ekleyebilirsiniz.
Bugün mahkeme kararını arkanıza alabilirsiniz.
Bugün kayyım atayabilirsiniz.
Bugün mülakat komisyonu kurabilirsiniz.
Ama bir gencin hakkını yediyseniz, o hak dosya numarasıyla kapanmaz.
Bir seçmenin iradesini ezdiyseniz, o irade idari işlemle yok olmaz.
Bir şirketin emeğine ölçüsüz el koyduysanız, o mülkiyet hakkı kelime oyunuyla buharlaşmaz.
Bir millete verdiğiniz sözü unuttuysanız, o söz sizin peşinizi bırakmaz.
Son Söz
AK Parti artık kendine şu soruyu sormalıdır:
Biz 2002’de neye itiraz ederek geldik?
Ve bugün neye dönüştük?
Cevap acıysa, kızacak kimse aramayın.
Aynaya bakın.
Çünkü mesele muhalefetin sözü değil.
Mesele, sizin dün söylediğiniz sözlerin bugün sizin yüzünüze bakmasıdır.
Hukuku çekerseniz geriye devlet kalmaz.
Sadece güç kalır.
Güç de adaletle bağlı değilse, adı iktidar değil, tahakkümdür.
Ve tahakküm, hangi dille konuşursa konuşsun, bu milletin vicdanında eninde sonunda mahkûm olur.
AV.SEFER GÖK
Yorumlar
Kalan Karakter: