Bazı günler vardır, güneş doğsa da içimiz aydınlanmaz.
Bazı geceler olur, ay parıldasa da karanlık içimizi bırakmaz.
Ve bazen öyle bir an gelir ki… Tık diye bir şey kırılır içimizde.
İşte ben buna “kırılan kilit” diyorum.
İnsanın iç dünyasında, farkında olmadan ördüğü kapılar var.
Çocukluktan, kırıklıklardan, kayıplardan, hayal kırıklıklarından...
Zamanla birikir, birikir, sonra o kapılar kilitlenir.
Dışarıdan bakınca dimdik duran, içinde ise sönmüş bir mum gibi yaşayan insanlara dönüşürüz.
Hayat, öyle düz bir çizgide akmaz.
Düzlükler de vardır, uçurumlar da.
Bazen taşlı bir yolda yalınayak yürürsün, bazen çiçekli bir patikada bile canın sıkılır.
Kimi zaman yük hafiftir ama omuz yorgundur.
Kimi zaman da omuz güçlüdür ama yükün ağırlığı değil, anlamı boğar insanı.
**
Şunu gözlemledim:
Dert, herkesin cebinde ayrı renkte, ayrı şekilde durur.
Kimisi en pahalı otellerde uykusuzluktan şikayet eder,
Bir başkası sabaha kadar çalışıp bulduğu bir simidi bölüşürken bile şükreder.
Kiminin karnı tok, içi boştur.
Kiminin cebinde parası yoktur ama kalbinde dünya kadar umut taşır.
İşte burada anlıyorum ki:
Asıl mesele başımıza gelen değil, onun içimizde nasıl yankılandığı.
Bazen yolda yürürken tanımadığınız bir insanın gülümsemesi,
Bir dostun iki kelimelik mesajı,
Ya da ansızın açtığınız bir kitap sayfasındaki cümle...
O içimizde yıllardır kilitli duran kapıyı açabiliyor.
Hayatın sadece dışarıdan görünen yüzüyle anlaşılmadığını zamanla anlıyor insan.
Bazı günler vardır ki, o günler konuşmaz… Sadece içini oyar.
İçine dönersin, susarsın. Orada, kendinle baş başa kalırsın.
Benim de hayatımda o “kilit kırılma” anları çok oldu.
Bir cenaze çıkışında,
Bir sabah ezanında,
Bir gülüşte, yıllarca yokluğunu iliklerinde hissettiğin bir şeyin sızısında,
Ve zamanın demir gibi aktığı, sessiz gecelerde...
O anlar insanı değiştiriyor.
Yorulduğumuzda değil, içimizdeki anlamı kaybettiğimizde tükeniyoruz.
Ve o anlamı bazen bir acının tam ortasında buluyoruz.
**
Peki bu kadar dert, bu kadar yük niye?
Belki de sınavdayız.
Hem de öyle sıradan bir sınav değil…
Adı hayattır, müfredatı sabır, kanaat, sebat, şükür...
Ve öğretmeni zamandır.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş:
“Dünyada bir garip gibi yaşa…”
Çünkü burası geçici.
Çünkü burada yükün tamamı taşınmaz.
Ama bu da demek değil ki teslim olacağız.
Tam aksine, mücadele ettikçe ruhumuz güçleniyor.
Bir şeyler yaptıkça, üretip paylaştıkça insan kendini daha anlamlı hissediyor.
**
Kırılan her kilit aslında içimizde bir yeni kapı demek.
Kapanmış sandığımız yolların yeniden açılması demek.
Yeniden sevinmek, yeniden inanmak, yeniden başlamak demek.
Gelin birbirimizin yükünü hafifletelim.
Her insanın bir derdi var, ama her insan aynı zamanda bir başka insana derman da olabilir.
İlle büyük işler değil...
Bazen bir tebessüm, bazen “Ben buradayım,” demek yeter.
Yaralı bir yüreğe, sağlam bir omuz olmak…
İşte bu, hayatın en güzel tarafı.
**
Ben kendi payıma şunu öğrendim:
İnsan, kendi anlamını bulduğunda, yükü hafifliyor.
Hayatın neden zor olduğunu değil;
Zorluğun içinde ne aradığımızı sorarsak, belki bazı şeyler yerli yerine oturuyor.
Ve bazen o “kilit kırılması”, insanın kendine dönmesidir.
Sev̧aşmak için sadece kalkana değil, kılıca da ihtiyaç vardır.
Dün gördüğüm ve oturup sohbet ettiğim değerli bir ağabeyimin, hayatı boyunca yaşadıklarıyla nasıl dimdik durduğunu, azimli ve kararlı bir yürüyüşle hayat yolunda ilerlediğini gördüğümde; bir kez daha anladım:
İnsan, sadece kendisi için yaşamaz.
O ağabeyim, çevresindeki insanların dertleriyle, meseleleriyle ilgilenerek onların yüreğine dokunmuş…
Ve işte o zaman, biz de kendimizi daha güçlü hissediyoruz.
Böyle insanların varlığı, bir milletin belkemiğidir.
Bu ve benzeri insanlar; toplumun içinde kurulan gönül köprülerinin mimarlarıdır.
Onlar oldukça, biz bu yolu hep birlikte yürürüz.
Hoşça Kalın diyoruz ve insanın içindeki kıymeti hatırlatan şu mısralarla bitirelim:
Hoşça Bak Zâtına Kim Zübde-i Âlemsin Sen
(Şeyh Galib)
Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gâmsın sen
Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen
Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen
Bildiğin gibi değil cümleden akvâmsın sen
Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen
Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryem’sin sen
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Merteben ayn-ı müsemmâdadır esmâ sanma
Merciin Hâlik-i eşyâdadır eşyâ sanma
Gördüğün emr-i muhakkakları rü’yâ sanma
Başkasın kendini sûretle heyûla sanma
Keşf ile sâbit olan mâ’niyi dâ’vâ sanma
Hakkına söylenen evsâfı müdârâ sanma
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
İnleyip sırrını fâşeyleme ağyâra sakın
Düşme bilmezlik ile varta-i inkâra sakın
Değmesin âhların kâkül-i dildâra sakın
Sonra Mansûr gibi çıkman olur dâra sakın
Arz-ı acz etmeyesin yâreden ol yâra sakın
Bulduğun cevher-i âlîleri bîçâre sakın
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Sendedir mahzen-i esrâr-ı mahabbet sende
Sendedir mâ’den-i envâr-ı fütüvvet sende
Gizli gizli dahi vardır nice hâlet sende
Ma’rifet sende hüner sende hakiykât sende
Nazar etsen yer ü gök duzâh u cennet sende
Arş u kürsiyy ü melek sendedir sende
Şeyh Galib, bu şiirinde insana dönüp kendi özüne bakmasını öğütlüyor.
"Sen sıradan biri değilsin, evrenin göz bebeğisin," diyor.
İnsanın ruhunda büyük bir sır, derin bir anlam ve ilahi bir nefes var.
Kendimizi değersiz sandığımız anlarda, aslında ne kadar kıymetli olduğumuzu unutuyoruz.
Bu şiir, tam da yazımızdaki gibi, o kırılan kilidin ardında bizi bekleyen hakikate işaret ediyor:
“Ey insan, sen sandığından çok daha fazlasısın. Yeter ki kendine hoşça bak.”
Ramazan Çağlar
Yorumlar
Kalan Karakter: