Nafaka meselesi, insanlık tarihi kadar eski; evlilikle, aileyle, sorumlulukla ve adaletle iç içe bir konudur. İslâm fıkhında erkeğin ailesine karşı sorumluluğu olarak belirlenmiş, geçim yükümlülüğünün bir parçası olmuştur. Ancak mesele sadece hukukî bir metnin satırlarında değil; toplumların vicdanında, gönüllerin terazisinde de tartılmıştır. Günümüzde ise boşanmaların artışıyla birlikte nafaka tartışmaları daha da görünür hâle gelmiş; kimileri için bir güvence, kimileri için ise mağduriyet sebebi olmuştur.
Fakat unutulmamalıdır ki nafaka sadece bir “maddi ödenek” değil; Allah’ın insana yüklediği bir sorumluluk, bir emanet, bir kul hakkıdır. Çünkü insanı doyuran yalnızca ekmek değil, gönlü doyuran da merhamet, şefkat ve adalet duygusudur.
Nafaka: Bir Lokmadan Fazlası
Nafakanın Kökeni ve Fıkhî Boyutu
Nafaka kelimesi, Arapça kökenli olup “geçimlik, harcama, ihtiyaçların giderilmesi” anlamına gelir. Fıkıh kitaplarında, özellikle de aile hukukuna dair bölümlerde nafaka; eş, çocuk ve ebeveyn gibi bakmakla yükümlü olunan kimselerin geçimlerini temin etmek şeklinde tanımlanır.
İslâm hukukunda nafaka, bir emanet anlayışı üzerine bina edilmiştir. Erkeğin eşine ve çocuklarına bakması, onların gıda, giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılaması bir lütuf değil, farzdır. Kur’ân-ı Kerîm’de:
“Annelerin yiyeceği ve giyeceği örfe uygun olarak babaya aittir.”
buyrularak nafakanın mahiyeti açıkça ortaya konmuştur.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, nafakanın miktarının ve şeklini belirleyen unsurun “örf” yani toplumun imkânları ve yaşantısı olduğudur. Yani nafaka, ne zorbalıkla verilen bir yük, ne de keyfî bir bahşiştir. Aksine aileyi ayakta tutan adalet terazisinin bir kefesidir.
Tasavvufî açıdan bakıldığında nafaka; sadece karın doyurmak değil, gönül doyurmaktır. Helalinden eve getirilen her lokma, sadaka-i câriye hükmündedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurur:
“Kişinin ailesine harcadığı, Allah yolunda harcadığı gibidir.”
Dolayısıyla nafaka, kul hakkının bir tezahürüdür. Bir kimse ailesinin hakkını vermezse, sadece dünyevî mahkemelerde değil, ilâhî mahkemenin de karşısına çıkacaktır.
Günümüzde Nafaka Tartışmaları
Nafaka, günümüzde en çok boşanma süreçlerinde gündeme gelir. Hukuken “yoksulluk nafakası”, “tedbir nafakası” ve “iştirak nafakası” gibi çeşitlere ayrılır. Fakat asıl tartışma, özellikle süresiz nafaka uygulamaları etrafında dönmektedir.
Bir tarafta, evlilik sonrası hayatını yeniden kurmakta zorlanan kadınlar için nafaka bir güvence ve ihtiyaçtır. Çünkü kimi zaman ev hanımı olmuş, meslek edinmemiş yahut ömrünü çocuklara adamış bir kadın; boşandıktan sonra sosyal ve ekonomik zorluklarla karşılaşabilmektedir. Bu durumda nafaka, onun için bir “adalet payı”dır.
Diğer tarafta ise, yıllarca süren nafaka ödemeleri sebebiyle mağdur olduğunu dile getiren erkekler vardır. Hatta bazıları, kısa süren evliliklerine rağmen ömür boyu ödeme yükümlülüğü altında kaldıklarını ifade etmektedir. Böylece nafaka, bir taraf için güvence olurken, diğer taraf için ağır bir yük hâline gelebilmektedir.
Burada asıl mesele “denge”dir. Ne bir tarafın hakkı gasp edilmeli, ne de diğer taraf ölçüsüz bir külfete mahkûm edilmelidir. Çünkü zulüm yalnızca şiddetle değil, hakkın yanlış dağıtılmasıyla da ortaya çıkar.
Tasavvuf gözüyle bakıldığında ise mesele şudur: İnsan, sorumluluktan kaçtıkça huzursuz olur; adaletten uzaklaştıkça kalp huzurunu yitirir. Nafaka, bir “hesap günü” meselesidir aslında. Vicdan terazisinde tartılmadan, yalnızca dünyevî çıkarlar üzerine bina edilirse iki tarafı da yaralar.
Nafaka, yalnızca bir hukuk maddesi yahut ekonomik düzenleme değildir. O, kalplerin sınavıdır. Evine helal rızık getiren kişi, sadece ailesine değil, ahiretine de yatırım yapar. Aynı şekilde hakkı yenilen yahut haksız yükümlülük altına sokulan kimse de zulme uğramış olur.
Bu nedenle nafaka, kuru bir para hesabına indirgenmemeli; vicdan, adalet ve merhamet dengesi gözetilerek ele alınmalıdır. İnsanların birbirine yük değil, emanet gözüyle bakabilmesi gerekir.
Son olarak şunu unutmamak gerekir:
Nafaka, haddi ve yaşam şartları dâhilinde değilse hak olmaktan çıkar. Günümüzde bazı erkekler, ömür boyu süren nafaka yükü altında ikinci bir hayat kurma hayalini bile kendine layık göremezken; bazı kadınlar da bu hakkı kötüye kullanarak hayatını sürdürmektedir. Böylece süresiz nafaka, kadına hak görünse de erkeğe haksızlık hâline gelebilmektedir.
Bu durum, insanların mutluluk yollarını kapatmakta; birçok kadını olduğu gibi birçok erkeği de yalnızlığa mahkûm etmektedir. Dolayısıyla meseleye sadece tek taraflı değil, insanca ve adalet terazisinde yaklaşmak gerekir.
Yolunuz gül renginde, gül kokusunda olsun her daim...
Yorumlar
Kalan Karakter: