17.06.2021, 10:14

Usta, Çırak Reşit Karabacak Ve Necmi Gençalp

Güreş, Türk’ün her asırdaki en sevilen spor dalıdır. Aynı zamanda olimpiyatlarda en fazla altın madalyayı güreş dalında kazandığımız bir gerçektir.

Her güreş yapana pehlivan denirse de bana göre güreşçi ile pehlivan arasında fark vardır. Bence, bileğiyle yüreği paralel yarışan yiğitlere pehlivan denmelidir ancak.

Olimpiyatlara az bir zaman kala eski bir güreş adamı olarak çok takdir ettiğim yiğitlerimizden rahmetli Reşit Karabacak ve Necmi Gençalp pehlivanları anmak istedim.

Reşit Karabacak (5 Temmuz 1954, Erzurum - 19 Kasım 2020, Bursa) koronaya yenik düşmüş bir efsanedir. Allah rahmetini daim etsin.

Necmi Gençalp ise şansı ile kapasitesi arasında zıtlıklar olan bir yiğit bozkır çocuğudur.

Reşit Karabacak, güreşin Messi’si, Maradona’sıydı sanki. Adı güreş dünyasında sevgi ve saygıyla anılacak Erzurum’un yiğit bir delikanlısıydı.

İkisi de başka bir memlekette spor yapsalardı daha büyük başarılara imza atabilecek yaratılışta birer sporcuydular bence.

Bunu niye söylüyorum, daha iyi anlatabilmek için önce rahmetli Karabacak’a ait aşağıdaki bilgileri lütfen dikkatle okuyunuz. 24 yıllık minder hayatında 43. yaşına kadar kaç kere sıklet değiştirdiğine bakın:

1973 ve 1975’te 68 kilo, 1974, ve 76-78 arası 74 kilo, 1979-83 arası 82 kilo, 1984- 87 arasında 90 kiloda mindere çıkıp, 1997’de 74 kiloya inerek milli formayı giymiş, daha sonra başpehlivan olarak çayırlarda ve Kırkpınar’da ter dökmüş bir sporcu düşünün…

Böyle bir eziyete dayanabilecek bir bünye kaç kişide olabilir?

24 yıl milli mayo giymiş kaç tane sporcumuz vardır acaba?

Necmi Gençalp 1988 Seul Olimpiyatlarında, 1984 Atalanta olimpiyatlarının favorisi gösterilen Karabacak’ın kasten kolunu kıran ABD’li “kemik kıran” lakaplı Mark Schultz ile karşılaşıyor.

O güreşi de, finalde sakat sakat cenk ettiği ev sahibi ülkenin sporcusunun kasten sakat kolunu kanırtarak güreşmesine ses çıkarmayan hakemleri ve Gençalp’ın vakur mücadelesini hiç unutamam.

Canlı yayında izlediğim maçta Mark Schultz, Reşit’in kolunu göstere göstere kırıp onu saf dışı etmiş, önünde engel kalmayınca da olimpiyat şampiyonu olmuştu. İşte dört yıl sonra Necmi Gençalp güreşin bu çirkin adamını 14-0 yenerken pestilini çıkarmış ama kolunu sakatlanmaktan kurtaramamıştı…

Eğer şimdiki kurallar olsaydı Necmi o güreşte sakatlanmazdı. Şimdi, serbest stilde bir güreşçi 10 puan (grekoromende 8 puan) fark yakalarsa teknik üstünlükle maçı kazanıyor. Necmi’nin sakatlanması on puan farktan sonraya denk geliyor.

Sakat sakat finalde yarışan Necmi’nin ev sahibi rakibinin hakemlerce korunmasının farkında olmasına rağmen güreşi sürdürüp bitirmesini ve o ağırbaşlılığını da hiç unutmam.

O sakatlığın ardından dirseğindeki kopan lifi için doktora gidişi gecikince sakatlığı geç düzelir ve ardından da hatırladığım kadar yakalandığı barsak rahatsızlığı uzun süre tedavi olamamıştı.

1960'da Yozgat'ın Sarıkaya İlçesinin Gülpınar köyü doğumlu Necmi Gençalp ile Reşit Karabacak arasında kader ve gönül bağı şöyle kurulur:

Gençalp’ın ağabeyi Necati Gençalp, Reşit Karabacak ile asker arkadaşıdır. Karabacak’la 1974'te, 14 yaşındayken abisi sayesinde tanışır, o günden sonra Necmi çırak, Reşit ustadır…

Milli takım kamplarında çok antrenman yaparlar ama hiç resmi bir karşılaşmaları olmaz. 1984'te milli takım seçmelerinde Reşit:

“'Gel bakalım çırak, seninle seçme maçı yapalım”, der. Necmi:

“Yok ustam, ben seninle seçmeye çıkmam”, deyip elini öper, birbirlerine sarılırlar.

Güreş, Türk’ün dualı ve köklü gelenekleri olan spor dalıdır. Usta-çırak ilişkisi çok saygın örnek bir kurumdur. Hiç tanışmayan pehlivanlardan genç olanı yaşı büyük olanı yenerse hemen elini öper, o da alnından öper genç pehlivanı.

Karabacak, güreş uzadıkça gücü artan bir sporcuydu. Bunu Gençalp şöyle anlatıyor:

"Rakibini adeta boğardı. Sürekli saldırır, bayıltırdı. Allah vergisi bir yeteneği vardı. Maça çıkmadan önce çok ısınırdı. Isınması da maç gibi olurdu. Birisiyle adeta maç yapar, nabzı en yükseğe çıktığında, en ateşlendiği anda maça çıkardı ve karşısındakine hiç fırsat vermezdi”.

Sonradan ikisi de Türk Millî takımlarında hocalık ettiler uzun yıllar.

En hoşlandığım ve unutmadığım dünya güreşinin ileri gelenlerinin “Güreşte on puan olsa, Reşit’in bu tekniğine verilir ancak” dediği tekniği şuydu:

Rakibin sağ uyluğuna tekten dalar, onu yere doğru çekiyor gibi yapar, düşmemek için devamlı yukarı zıplayan rakibinin apış arasına sağ kolunu sürerek kendi zıplamasıyla onu kolayca omuzlarına kadar kaldırıp havada döndürür ve köprü vaziyetine gelecek şekilde atardı ki seyrine doyum olmazdı.

Necmi Gençalp, Mark Schultz’u yendikten sonra ilk karşılaşmalarını şöyle özetliyor:

"Ula çırak, içimi öyle bir soğuttun ki… Gel o kara gözlerinden bir öpeyim” der koca usta. Necmi bunu dedikten sonra ekliyor:

“Gözlerimden öptü ve var gücüyle sarıldı bana. En büyük madalyaydı benim için. Ustamın intikamını almıştım. O anı hiç unutmuyorum".

Yaklaşan 2020 Tokyo Olimpiyatlarında gelecekte hikâyesi anlatılacak yiğitlerimiz çıkması dileklerimle ahrete göçen şeref sembollerimize rahmet, kalanlara sağlık ve selamet diliyorum.

Yorumlar (0)